29 Eylül 2026 Salı

Eylül Ayında Okuduklarım



Herkese merhaba. 
Eylül ayında okuduğum kitaplar ile geldim. 9 kitap okudum. (Aslında 10 nedenini aşağıda açıklarım)

Öğretmen haricinde genel olarak keyifli bir okuma oldu. En çok Tarihi Hoşça Kal Lokantası'nı beğendim. Bu ayda Agatha Christie okumaya devam ettim. Kalemiyle yeni tanıştığım yazarlar oldu.

Şimdi sıra okuduğum kitaplarda:





Dipnot: Her gün 3 sayfa okuduğum bir kitap daha bitti. Yorum yapmak haddime olmadığı için kitap hakkında bir şey yazmadım.

Macbeth



WILLIAM SHAKESPEARE

The Tragedie of Macbeth
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
150 Syf
4/5


Herkese merhaba. 
Bu sefer Shakespeare'den Macbeth ile geldim. 

Macbeth İskoçyalı bir soylu. Ayrıca başarılı bir asker. Norveçler ile yapılan savaştan zaferle döner. Döndüğünde cadılar Macbeth'in kulağına bazı kehanetler fısıldar. Başarılarından dolayı İskoç Kralı Duncan'ın Macbeth'e Cawdor beyliğini vermesi ile ilk kehanet gerçekleşir. 
Leydi Macbeth'in kışkırtmaları ve cadıların sözleri Macbeth'in iktidar hırsına düşmesine neden olur. Yükselme arzusu o kadar çoktur ki İskoç Kralını öldürür ve kendisi tahta çıkar. Cinayetler devam eder. Macbeth'in zulmü İskoçya'yı bir virüs gibi sarar. Son ise beklenildiği gibi Macbeth'in hezimetiyle biter. 

Shakespeare'in diğer eserlerinde olduğu gibi Macbeth'te de ana karakterin psikolojik iniş çıkışları muhteşem aktarılmış. Macbeth için üzülmedim desem yalan olur. 
Aslında çok fazla bir şey söylemeye gerek yok. Sadece bir bilgi vermek istiyorum. Bu oyunun ilk temsili sarayda Kral I. James ile konuğu Danimarka Kralı IV. Christian'ın huzurunda yapıldığı sanılıyor. I. James ayrıca İskoçya Kralıydı. Shakespeare, oyununda onun atalarının tarihinden bir kesiti canlandırır. 
Son olarak Macbeth V perdelik bir oyundur. 
Okunması gereken eserlerden bir tanesi daha. 
(25.09.2026) 

ALINTI
"Kurtar onu bunlardan. Hekimsin madem, 
Kafanın derdine de deva bulamaz mısın? 
İçimize kök salmış bir kara düşünceyi
Söküp atamaz mısın aklımızdan? 
Beynimize işlemiş kuşkuları silemez misin? 
Her şeyi unutturan tatlı bir ilaç verip bize, 
Atamaz mısın göğsümüzü darlatan zehiri, 
Yüreğimize çöken o baskıyı içimizden?"

"Bu zenginlik tutkusu, daha derin, daha zararlı
Kökler salar dünyaya, şehvet gelir geçer bahar gibi. 
Nice krallarımızın başına yiyen kılıçtır tutku."

"Acı üstüne acı, kan üstüne kan,
kayna kazanım kayna, yan ateşim yan."

"Kendini boşuna harcamış olur insan, 
Dilediğine erer de sevinç duymazsa.
Yıktığın hayat kendininki olsun daha iyi, 
Yıkmakla kazandığın şey kuşkulu bir mutluluksa."

"Sen de görüyorsun ya, baba:
Gökler kızmış insanoğlunun ettiklerine, 
Yıkacaklar nerdeyse kanlı dünyasını. 
Saate bakarsan gündüz şimdi:
Ama karanlığa boğulmuş göğün lambası. 
Ya gecenin zaferi bu, 
Ya da gün utanıyor doğmaktan. 
Karanlıklar sarmış dünyamızın yüzünü
Diri aydınlıklar öpecekken."

"Bundan bir saat önce ölüp gitseydim, 
Mutlu bir ömür sürmüş olurdum. 
Çünkü bundan sonra benim için
Her şey boş artık bu yalan dünyada. 
Her şey bir oyuncak artık sadece:
Büyüklük, insanlık öldü. 
Hayatın şarabı alındı gitti, 
Tortusu kaldı yalnız bu karanlık mahzende."

"Kimseler uyumasın artık! Macbeth uykuyu öldürdü!"
Evet, masum uykuyu, 
Kaygılar yumağını çözen uykuyu, 
Her günkü hayatın ölümünü, 
Yorgunlukları yıkayan suyu, 
Yaralı canların merhemini. 
Yüce tabiatın baş yemeği, 
Hayat sofrasının cana can katan ziyafeti.

"Kalleş bir yüreği kalleş bir yüz gizlesin, 
Yalancı bir yüreğin içindekini."

Beni mahmuzlayan tek şey, kendi yükselme hırsım;
O da bir atlayış atlıyor ki atın üstüne
Öbür tarafına düşüyor, eğerde duracak yerde."

"Verdiğimiz kanlı dersi alan
Gelip bize veriyor aldığı dersi."

"İnsanın içinden geçenler yüzünden okunabilseydi!
Nerde! Öyle bir sanatımız yok."

"Bahtımda kral olmak varsa var, 
Ben elimi bile oynatmasam da korlar tacı başıma."

Büyülü Nisan


ELIZABETH VON ARNIM

The Enchanted April
İş Bankası Kültür Yayınları
275 Syf
4/5

Herkese merhaba. 
Ne yazar ne de kitap hakkında hiçbir bir bilgim yoktu. Büyülü Nisan'ı kapağı hoşuma gittiği için okumaya karar verdim. 

Her şey  Londra'daki bir Kadınlar Kulübü'nde Bayan Wilkins'in The Times'daki ilanı okumasıyla başlıyor. İlanda, Akdeniz kıyısında ortaçağdan kalma küçük İtalyan şatosu nisan ayı için mobilyalı olarak kiraya verileceği yazmaktadır. Bayan Wilkins sadece bir avukatın eşi. Kenarda kara günler için ayrdığı parası var. Ama bu para yeterli olmaz. O anda aklına bir fikir gelir. Yan masada oturan (sadece kilisede gördüğü) Bayan Arbuthnot'a tatile birlikte gitmeyi teklif eder. Bayan Arbuthnot ilk başlarda karşı çıksada ikna olur. Gazetede yazan adrese mektup yazıp şartları öğrenirler. Küçük bir sıkıntı vardır. İkisinin de parası masraflara yetmez. Hemen bir plan yapıp gazeteye ilan verirler. Kirayı ve masrafları paylaşabilecekleri iki kişi daha. Güzeller güzeli genç Leydi Caroline ile otoriter Bayan Fisher ikiliye dahil olur. 

Birbirini tanımayan, farklı kişilikleri olan ve farklı beklentileri olan bu dört kadın tatile gitme nedenleri günlük hayatlarının yüklerinden kaçmaktır. Ama oraya gittikten sonra kendilerini yeniden keşfetmeye ve hayattan beklentilerini dönüştürmenin eşiğine gelirler. 

O dönemin toplumdaki kadının yerini, özellikle de kocaları tarafından baskılanan bir kalıba sokulmuş kadınların iç dünyası ve karakterlerin gelişimi çok güzel aktarılmış. 

Hepsi nevi şahsına münhasır. İçlerinde en çok Bayan Wilkins'i sevdim. 

Yazarın anlatımını sevdim. Son hızlı olmuş sadece. Devamı olsa sıkılmadan okurdum. 

Bence Büyülü Nisan'a bir şans vermelisiniz. (23.09.2026) 

ALINTI
"... bunun bir sonu yok. Bir sonu olmayacak. Bu yüzden bir mola olmalı, kısa bir ara olmalı... herkesin iyiliği için. Yani uzaklaşmak ve azıcık mutlu olmak aslında bencillik olmaz, çünkü çok daha iyi bir halde geri döneriz. Yani, bir yerden sonra herkesin tatile ihtiyacı vardır."

"Hayatın tatlı saçmalıklarının içinde bak kavanozuna düşmüş bir arı gibi öfkeyle çabalıyordu. Kanatlarını kurtarmak için tam da öyle ümitsizce uğraşıyordu."

"Bu kadar çok dolu insanla dolu bir dünyada yalnızca bir tanesine sahip olmayı istemek, milyonlarcasının içinde yalnızca birini kendine istemek pek de büyük bir şey gibi gelmiyordu. Ona ihtiyacı olan, onu düşünen, onun yanına gelmeye hevesli olan biri... ah, ah, insan nasıl da fena halde istiyordu değerli olmayı!"

"Bu tatile hiç gelmemiş olmayı diliyordu. Tatille ne işi vardı ki? Çalışmak onun kurtuluşuydu; insanı koruyan, insanın istikrarlı olmasını sağlayan ve insana gerçek değerini veren tek şey çalışmaktı."

"Wilkins," dedi. 
"Wilkins mi?"
"Evet."
"Sizinki gibi mi?"
"Ve onunki."
"Akraba mı?"
"Kan bağı yok."
"Bir yakınlığınız?"
"Bir koca."

Bozkır (Bir Yolculuk Hikâyesi)


ANTON ÇEHOV

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
120 Syf
4/5


Herkese merhaba. 
Büyük Rus tiyatro yazarı ve modern öykünün en önemli ustalarından biri olan Çehov'un Bozkır (Bir Yolcuğun Hikâyesi) ile geldim. 

Dokuz yaşındaki Yegoruşka, eğitim için annesinden ayrılıp dayısıyla birlikte bir yolculuğa çıkar. Bu yolculukta Rus toplumunun farklı sınıflardan insanlarla tanışır. Köylüsü, işçisi, arabacısı, din adamı, tüccarı... 
Bozkırdaki doğal yaşam çocuğun duyguları üzerine etki bırakır. Ayrıca Çehov'un usta kalemiyle bozkır ana karakterlerinden biri haline gelir. Renkleri, sesleri ve korkuların tasviri şiirsel anlatımıyla bütünleşmiş durumda. 

Genelde tiyatro eserlerini okuduğum Çehov'un bu öyküsü bana ayrı bir keyif verdi. Tavsiye ederim. 
(20.09.2026) 

ALINTI
"Bilim aydınlıktır, cahillik ise karanlık."

"Bilim kimine fayda sağlar, kiminin de aklı karışır. Kız kardeşim, anlayışı kıt bir kadın, her işi aristokrat gibi yapmaya kalkıyor, Yegorka'dan bir bilgin çıkarmak istiyor, benim yanımda çalışsa Yergorka'yı ilelebet mutlu kılabileceğimi ise hiç anlamıyor. Bunu size şöyle açıklayayım: Herkes bilgin ve soylu olacak olsa, ticaret yapacak, ekin ekecek kimse kalmaz. Herkes açlıktan ölür."
"Ama herkes ticaret yapacak ve Ekim ekecek olursa da bilim öğrenecek kimse kalmaz."



Öğretmen


FREIDA MCFADDEN

The Teacher
Olimpos Yayınları
344 Syf
2,5



Herkese merhaba. 
Beni hayal kırıklığına uğratan bir kitap olan Öğretmen ile geldim. 

Eve, dışarıdan bakıldığında çok güzel bir hayatı var. Lisede matematik öğretmenidir. Çok güzel, pahalı ayakkabılara ve herkesin hayran olduğu yakışıklı bir kocaya sahip. Tabii buzdağının görünen tarafı. 
Addie, bir sene önce kötü bir yıl geçirmiştir. Babası ölmüş ve Caseham Lisesi'nde bir öğretmenle adı anılmıştır. Hatta o öğretmen okuldan ayrılmak zorunda kalmıştır. 
Addie ne kadar güvenilir bilinmiyor. Tüm okul onu dışlamış durumda. 
Ayrıca Addie'nin matematik öğretmeni bu sene Eve'dir. 
Eve şok edici bir gerçeği öğreniyor. Addie bu durumun karşısında nasıl davranacak? 

Kitaptan o kadar rahatsız oldum ki konusu bile bahsetmek zor geldi. Rahatsız olduğum kısımları aşağıda spoiler olarak bahsedeceğim. 
Freida McFadden, son zamanlarda sevilen bir yazar. Ben de kalemiyle Mahkûm ile tanışmış ve sevmiştim. Hızlı okunan, akıcı bir anlatımı olan bir yazar. Aralara serpiştirdiği ters köşelerle de okuma keyfine tad katıyor. 
Öğretmen'e gelecek olursam, bu kitap da akıcı, gizemli ve ters köşeleri olan klasik McFadden kitabı. Gibi görünüyor. Bir ters köşesi (sondaki) hariç diğerleri beklenilen bir şeydir. Beni hiç mi hiç şaşırtmadı. Hatta biraz basit ve zorlama buldum. Sadece o ters köşedeki hazırlık aşaması hoşuma gitti. 

Hızlı okunması ve Jay'in kimliği dışında kitabı sevmedim. 

Asıl rahatsız olduğum kısıma geçmek istiyorum. Bu SPOILER demem gerektiğini düşünüyorum. Kitabı okumayanlar bu kısımı geçebilirler. 
16 yaşındaki bir kız öğrenci ile 40 yaşındaki bir öğretmen ilişkisi ne demek oluyor? Bana göre hatta bence çoğu okura göre bu durum pedofiliye girer. Bir öğrenci öğretmen ilişkisi yazacaksan eğer (bence bu da olası değil. Öğretmenin bir otoritesi olmalı) üniversitede olsun. 
(20.09.2026) 

ALINTI
"Çukur derin değilken içine girmek zorunda kalmadan kazabiliyordum. Fakat şimdi ancak mezara girersem kazmaya devam edebilirdim. Mezara girmek uğursuzluk gibi geliyordu. 
Hepimiz eninde sonunda kendimizi bu çukurlardan birinde bulacaktık ama kaderi kışkırtmanın âlemi yoktu. Gelgelelim başka çarem kalmamıştı."

"Bazı günler çocuklara nefret ettikleri ve — şimdi eğri oturup doğru konuşalım— büyük ihtimalle bir daha asla kullanmayacakları bir ders öğretiyormuş gibi hissediyordum. Nihayetinde sinüs ve kosinüsün gündelik hayatta işlerine yarayacağını savunmak hayli zordu."

"Her nedense doğru bir ayakkabının her şeyi düzelteceğini düşünüyordum."

“Eşim çok kesindir,” dedi Bay Bennett. “Yalnızca antık ve akılla ilgilenir. Bizim gibi hayalci değildir. Onun için kelimeler, yalnızca fayda sağladıkları sürece değerlidir.”


Ömür Boyu Benimsin (Yakışıklı Dükler Cemiyeti #1)



JENNIFER ROYCE

Yakışıklı Dükler Cemiyeti Serisi #1
Lolla Yayınları
512 Syf
4/5


Herkese merhaba. 
Bu ayki historical romans kitabım Yakışıklı Dükler Cemiyeti Serisi'nin ilk kitabı Ömür Boyu Benimsim. 

Arkadaşları arasında Kurt lakabıyla anılan Lancester Dükü Alexander Stephan Ethelwolf, arkadaşı Anju Dükü Brendan Marlborough ile hem şehirden uzaklaşmak hem de biraz kafa dağıtmak amacıyla küçük bir kasabaya giderler. Alex avdayken kızıl saçlı bir atlı tarafından ezilme tehlikesi yaşar. Daha sonra geceyi geçirmek için gittikleri handa o kızıl saçlıyı odasını temizlerken bulur. Bu seferde Alex, onun tarafıdan hançerlenir. 
Alyssa, namıdiğer Lanetli Alys. 13 yaşında f***** olan annesi tarafından evden atılır. Alys'a Mary ve Alfred adında bir çift sahip çıkar, onlarla ormandaki küçük bir kulübede yaşamını sürdürmektedir. Onu tek işe alan Joseph’in hanında çalışmaktadır. Kasabanın erkekleri Alys'ı rahat bırakmazlar. Ondan beklenen annesi gibi olması. 
Alex, handa kısa süre konaklamayı düşünürken Alys dikkatini çeker. Onu tanıdıkça da hayatının ne kadar zor olduğunu öğrenir. Onu bu kasabadan kurtarmak için Alys'a evlenme teklifi eder. 
Alys ilk reddeder. Çünkü onlar çok farklıdır. O bir düktür. Kendisi ise fakir, f***** kızı. 
Alex inat, Alys inat. Alys sonunda kabul etmeye karar verir. Çünkü kasabada kalırsa sevdiklerine daha çok zarar gelecektir. 

Öncelikle Jennifer Royce'un kalemini o kadar çok özlemişim ki kitap bitsin istemedim. 
Güçlü kadın karakter okumayı çok severim. Kim sevmez ki? Alys onlardan biriydi. Bu arada sevgili yazarım güçlü kadın karakter yazmakta usta. Alys'ın inadı ilk başlarda biraz kızdırsa da sonradan bu inat çok işe yaradı. Onunla ilgili aklımda bir düşünce vardı onun gerçekleşmesi çok hoşuma. 
Alys'ın sınavı Londra'da da devam eder. Ama bu sınav iki tatlı cadı ile 😂 Alex'in kontes kuzenleri Liberty ve Fanny. Onlara tek kelimeyle ba-yıl-dım. 
Alex'e gelecek olursam onu da sevdim. Zorlu bir geçmişi var. Alys'ı geçemedi ama 🤭 
Brendan ve David'i merak ettim. Brendan'ın umursamaz tavrı, David'in gizemli hallerinin altında acaba bizi neler bekliyor? 
Ben severek okudum. Sadece biraz daha aksiyon beklerdim. Umarım serinin diğer kitaplarını daha fazla beklemeyiz.
(17.09.2026) 


ALINTI
"Ha­yatında hiçlikle sarılmış kimsesizliğini ve yalnızlığını paylaşan sı­cakkanlı biri vardı. Belki de kader düşündüğü kadar zalim değildi. 
Onun da kendince planlarının olduğunu çok küçük yaşlarda öğren­memiş miydi zaten?"

“Ben kan kaybından ölmeden önce yaramla ilgilen!”
“Ama ben sadece kesik atarım, tedavi edemem ki...”

"Ne­ler oluyor, Alex?”
“Odaya girdiğimde...” Eliyle şömineyi işaret etti. “Orada bir şömine faresi vardı.”
“Üzerine mi saldırdı?” Arkadaşının bakışı şömineye kaydı. “Fa­relerin bu mevsimde odalara kadar sokulması görülmemiş şey değil. Hancıyı uyarmak lazım! Fare ısırığı tehlikelidir, biliyorsun. Bir dok­tora görünmen gerek. Ne yaptın peki?”
Genç adam, susmak bilmeyen arkadaşına sırıttı. “Aslında o sal­dırmadan önce ben ona saldırdım!”
“Aferin, adamım! Şömine demiriyle öldürseydin.”
"Öldüremeyeceğim kadar güzel görünüyordu. Ben de onu öptüm."

“Kanatlarını acımasızca kırmaya çalışan bu avcıların ortasında hayatta kalmaya ve kaçmaya çalışan küçük bir serçe gibi görünü­yor."

"Suçlu olmadığı durumlarda en kötüsüyle itham edilmekten bık­mıştı. İnsanların ön yargıları karşısında bunalmıştı. Sonuç olarak kendini korumak için asabi ve vahşi davranmak zorunda kalıyordu. 
Neden insanlar bu kadar acımasız ve anlayışsızdı? Kocaman dünya­ da ayakta kalmaya çalışan kimsesiz bir kızdı işte...
Varlığı insanların gözüne neden batıyordu?"

“'Alyssa, üzgünüm...' Seni böyle incittikleri için, yalnız başına verdiğin bu mücadele için, sana karşı gaddar olan bu insanların karşısında hırpalandığın için üzgünüm..."

“Her kötülüğün sebe­bini anlasaydık o zaman bu sebepleri ortadan kaldırır ve kötülüğün kökünü kazırdık. Kötülüğün sebebi yoktur, sadece amacı vardır. 
Kötü dediğimiz insanların bile neden kötü davrandıkları hakkında bir bilgilerinin olduğunu sanmıyorum.”

“Arkadaşınız Ekselansları, sizi bir sivrisineğe benzetti. Daha taze ve sıcak bir kan bulduğunuzda dikkatinizin dağıldığını ve bu yeni ava doğru uçmaktan hiç çekinmediğinizi, bundan da büyük bir zevk aldığınızı söyledi. Ben de benimle zaman kaybetmemesini, sizin peşinizden uçmasını öğütle­dim.”

Daha asıl kıyafete gelmemişti bile... Arkasından korsenin iplerini çekiştiren Maria’ya küfretti. Kız da cevap olarak daha fazla çekiştirdi.
“Nefesimi kesmek için bu kadar dolaylı yollardan uğraşmanıza gerek yok. Gırtlağımı sıkın gitsin.”

"Gözleri onun mavi derinliklerine saplanıp kalmıştı ve bu gözler kararlı bakıyordu. Dürüstçe hiçbir sır olmadan... Bir şekilde genç kızı kendine bağlamayı başarmıştı." 

"Duyguların rengi var mıdır?” diye mırıldandı gözleri dışarıda­ki manzaradayken. “Mutluluğun, huzurun, sevmenin, aşkın ya da hüznün ve acının... Çocuklar bu nedenle mi gökkuşağını kovalar? Bütün renkleri avucunda toplayabilmek için..."

"Bu bilgiyle karnına veya kalbine yumruk yemiş gibi iki büklüm oldu. Duvara yaslanmasa dizlerinin üzerine düşebilirdi. Hissettiği acının en çok neresini acıttığını bilmiyordu. Kalbi mi? Kadınlık gu­ruru mu? Kemiklerine kadar işleyen acıyla bedeni hassas cam bir biblo gibi kırılmaya hazırdı. Şiddeti o kadar fazlaydı ki gururu, kal­bi, mantığı yere düşüp parçalanmamış görünse bile kırıkları bütün iç organlarına batıyordu."

“Korktum!” diye fısıldadı. “Senin olmadığın bir dünyada yaşa­maktan ve kaybolmaktan korktum. Bütün bu şatafat gerçekten de gözlerimin korkuyla kocaman olmasına ve kalbimin de yerinden çıkacakmış gibi çarpmasına neden oldu.”

“Aptal çocuk! Onu yatağa atmayı bile başaramamış. Ne bekliyor anlamıyorum!”
“Sence... Yani... Onun...” Mahcup bir şekilde kekeledi Fanny.
“Kapa çeneni, Fanny! Alexander’imizin öyle bir sorunu yok! Sa­dece kıza alışması için zaman vermiştir.”
“Öyle mi diyorsun?”
“Evet, öyle diyorum. Şimdi düşünmemiz gereken şey bu evlili­ğin gerçek hâle dönüştürülmesi... Bir plan yapmalıyız.”
“Kızı kolundan tutup onun yatağına sokamayız, öyle değil mi?”
“Elbette yapamayız. Daha etkili bir çözüm yolu bulmalıyız.”

"Senden bıktığımda söyleyeceğim mi demişti o cadı? Kızın ken­disinden bıktığı düşüncesi çok şeydi... Hırsla yüzünü ovuşturdu. 
Evet, bu çok gurur kırıcıydı! Bir erkek olarak öyle bir durumda hiç kalmamıştı.
Yaşadığı iç karartıcı duygular bir anda genç kızın hislerini an­lamasını sağlamıştı. Şömine Faresi, okuma yazma bilmiyordu ama çok güzel ders verebiliyordu."

“Benden neden korkuyorsun, Alyssa?”
Genç kız başını çevirip uzun uzun ona baktı. “Senden korkmu­yorum. Bana hissettirdiklerinden korkuyorum.”
“Sana neler hissettiriyorum?”
“Seninle istememem gereken şeyleri istiyorum!”
“Ne gibi?”
“Sevmek, âşık olmak, mutlu olmak, kahkaha atmak, endişeler­den ve korkulardan uzaklaşmak, yarını düşünmeden anı yaşamak...” 
“Bunlar neden kötü olsun, neden istemiyorsun? Bütün insanlar bu duyguları yaşamak ister. Senin de en doğal hakkın." 
“Anlamıyorsun! ” 
“Anlat bana o zaman!”
“Bu hislere teslim olursam korunmasız kalırım. Zayıflarım. Mü­cadele edecek gücü kendimde bulamam. Seni sevmeye kendime izin verirsem ve daha sonra sen beni hayal kırıklığına uğratırsan düşerim ve bir daha ayağa kalkamam.”
“Sen güçlü bir kadınsın.”

“Bütün korkularından kurtul, düşersen ben seni tutmak için da­ima orada olacağım. Asla yalnız kalmayacaksın. Kızılım, sana âşık oldum!”

"Düşersem beni tutacak mısın? Oysa benim kanatlarım da sendin. Onları kopardıktan sonra düşmememi nasıl beklersin? Üstelik beni tutmak için orada değilsin! Sen de bana seni sevmek için pek çok sebep verdin! O zaman neden beni itiyorsun? Neden seni sevmeme izin vermiyorsun?”


Sen Benimsin


DIANA WILKINSON

You are Mine
Sonsuz (Yakamoz) Yayınları
319 Syf
4/5

Herkese merhaba. 
Yayınevinin son çıkan kitaplarından biri olan Sen Benimsin ile geldim. 

Rebecca'nın erkek arkadaşı Mitch, yıllar önce ortadan kaybolur. Rebecca yıkılır, bir süre sonra Avustralya'ya gider. Yıllar sonra değişmiş bir şekilde ülkesine döner. Arthur adında biri ile bir ilişkiye başlar. Onunla gittiği sinemeda Mitch ile karşılaşır. On yıl süren amansız arayış bitmiştir artık. Mitch'e kavuşmuştur. Rebecca'nın bilmediği bazı engeller vardır. Ayrıca geçmişteki defterleri kapatması gerekecektir. 

Prolog bölümü kitap boyunca aklınızdan çıkmıyor. Yavaş başlıyor ancak kısa sürede hızlanarak harika, ters köşelerle dolu bir gerilime dönüşüyor.
Karakterlerin kimin yalan kimim doğru söylediğini anlayabiliyorsunuz. Ama.. Hepsi tam olarak söyledikleri kişiler mi? Hepsi istediklerini elde etmek için fırsat kolluyor. Karakterler pek sevimli değil. Ancak iyi yazılmış. Karakter gelişimi güzeldi. Ayrıca Rebecca ile bir bağ kurmamak elde değil. 

Bir yerden sonra ilişkiler karma karışık oluyor. Kitabı elinizden bırakmamak için nedenlerden biri. Kim kiminle olacak nasıl bir son bizi bekliyor. 

Bu kitap, ana karakterlerin her birinin bakış açısından yazılmış ve her birine hızlı/kısa bir bölüm ayrılmış. Başta takip etmesi zordu ama kısa sürede kitapta hızlıca ilerlemeye başlıyorsunuz. Ayrıca ilgi çekici bir bakış açısı sunuyor. 

Kurgu, hikaye akışı oldukça sürükleyici. Saplantı, travma ve cinayet üzerine kurulu. Gerilim dolu, heyecanlı ve sürükleyiciydi. 

Sonu şaşırttıcıydı. Düşündüğüm gibi bitmedi. Sağlam, üzerine iyi düşünülmüş bir sondu. 

Sen Benimsin'de ne ararsanız var. Kıskançlık, aşk, saplantı, gerilim, heyecan, sırlar... Ben heyecanla okudum. Sadece çeviriden mi neden olduğunu bilemediğim ufak tefek sıkıntılar vardı. 
Onun dışında tavsiye ederim. 
(29.09.2026) 

ALINTI
"Çoğu zaman düşünüyorum; kötü bir şey olacağını önceden bilseydik şu anı daha çok mu değerlendirirdik? Anı yakalar mıydık?"

"Babam gittilten sonra annem bana ilk aşkın en güzel, en acı veren, hayatın duygusal zamanı olduğunu söyledi. Ama aynı zamanda en kötüsüymüş de. O konuda yanılmamıştı."

"Kıskançlık, ölümcül kusur, açgözlülükten doğar, 
nerkotik dokudaki kurtlar gibi kemirir. 
Cinayet dolu nefret, avının sadist hayalleriyle
aklı yoğunlaştırır."

"Bazen mevcut dramların detaylarında boğulurken dönüm noktalarını kaçırırız."

"Tesadüflere inanmam. Ben plancıyım, yavaş ve sistematik, hiçbir şeyi şansa bırakmam. Geleceği kılı kırk yararak detaylıca haritalandırırım. Bu zaman ve sabır ister."

"Hiçbir kilit ruhumu işkenceden koruyamazdı. Geçmişimle yüzleşmek için geri dönmüştüm ve dava yeni başlıyordu."

"Hayat, mutlu son ihtimaliyle alay eder."

"Bir zamanlar seni esir alan bir nesneyi artık istememek çok tatlıydı."

11 Eylül 2026 Cuma

Ölüm Dalgaları (Hercule Poirot #27)


AGATHA CHRISTIE

Hercule Poirot #27
Take At The Flood
Altın Kitap
280 Syf
4/5



Herkese merhaba. 
Bu ayki Agatha Christie kitabım Ölüm Dalgaları. 

Her kulüpte olduğu gibi Coronation Kulüp'ünde de sıkıcı biri vardır. Binbaşı Porter. Times'daki Gordon Cloade'in ölüm ilanı üzerine bir sürü şey anlatmaktadır. Cloade, devletin bir işi için Amerika'ya gider ve oradan genç, güzel bir dulla evlenerek geri döner. Kısa bir süre sonra Cloade, evine denk gelen bir bombanın sonucunda hayatını kaybeder. Bombardımandan sadece eşi ve eşinin ağabeyi kurtulmuştur. 
Binbaşı Porter'ın anlattığına göre büyük bir miras kalan eşinin adı Bayan Underhay. İlk kocasıyla Nijerya'da tanışmış. Porter, kadının ölen ilk kocasını tanıdığı söyler. 
Porter'ı pek dinleyen yoktur. Sadece biri dikkatini vermiştir. Hercule Poirot. 
Olaydan iki sene sonra Poirot'un kapısını bir kadın çalar. Gordon Cloade'un yengesi yardım istemeye gelmiştir. Bayan Cloade ruhlarla ilgilendiğini ruhlara göre de Rosaleen'ın ilk eşi hayattadır. Onu bulmasını ve mirasın kendilerine pay edilmesini sağlamasını istemektedir. Poirot kabul etmiyor. Ama kısa bir süre sonra gazetede Cloade ailesinin yaşadığı Warmsley Vale köyünde Enoch Arden adında bir adamın öldürüldüğünü okur. Köyde neler olduğunu merak eder ve oraya gider. 
Cloade ailesinden kısaca bahsedecek olursak hepsinin iyi kötü bir mesleği var. Avukatı, doktoru, çiftçisi... Meslekleri olmasına rağmen Gordon Cloade'un desteği ile hayatlarına devam ediyorlar. Sırtlarını ona dayamış durumdalar. Önce evlenmesi, sonra da ölmesi onları zorlu bir sürece sokmuştur. 

Agatha Christie kitapları içerisinde biraz farklıydı. Poirot'un, cinayeti gazeteden okumasından sonra cinayetin işlendiği ana kadar sayfalarca Cloade ailesini okuyoruz. Alışılmışın dışında olması bazı okuyucular için sıkıcı olabilir ama benim hoşuma gitti. Sadece Poirot'un sahneye geç girmesi beni üzdü. 
Katile biraz yaklaştım gibi oldu ama o da yeterli olmadı. Yeni yine yeniden tam olarak sonu tahmin edemedim. 
Ölüm Dalgaları benim için keyifli bir okuma oldu. 
(12.09.2026) 
Dipnot: Ölüm Dalgaları, 44. kitabım oldu) 

ALINTI
Poirot iç çekti. Başını sallayarak, "Kadere karşı çıkmak boş," dedi. "Eğer Mısır boncukları takmış orta yaşlı bir kadın, ünlü Hercule Poirot'yu görmeye karar vermiş ve bunun için köyden kalkıp şehre gelmişse, hiçbir şeyin onu fikrinden vazgeçiremeyeceği kesin."

"Eve geldiğinden beri hep aynı şeyi hissediyordu. Bu savaşın sonucu, bir tür yan etki. Husumet. Hoşnutsuzluk. Hep aynı şey. Her yerde, herkeste aynı duygu. Trenlerde, otobüslerde, dükkanlarda, çalışanlarda, hatta tarım işçilerinde bile var bu duygu. Bence fabrikalarda ve madenlerde çok daha şiddetli olabilir. Kin, garez. Ama burada her yerdekinden de kuvvetli sanki. Çok özel. Apaçık ortada!"

"İnsan yaşamında sular bazen yükselebilir, ama sular insanı açık denizlere de sürükleyebilir."

"Herkes suç işleyebilir mi, özellikle de bazı suçları? Başından beri kendime hep aynı şeyi sorup duruyorum; insanlar kendilerini hayatın vahşetinden ve yıkıcı etkilerinden -kısaca gerçek yaşamdan- koruyan şeylerden yoksun bırakılırlarsa ne olur?"

"Karakter, mom cher, asla aynı kalmaz. Ya kuvvetlenir ya da zayıflar. Bir insanın ne olduğu ancak sınanırsa anlaşılır, bu ayaklarımızın üstünde durmayı başardığınız ya da düştüğünüz andır."


9 Eylül 2026 Çarşamba

Sessiz Bir Sokak


SERAPHINA NOVA GLASS

On a Quiet Street
Onyx Yayınevi
320 Syf
4,5



Herkese merhaba. 
Muhteşem bir kitapla geldim. Onyx Yayınevi'nden çıkan Sessiz Bir Sokak. 

Görkemli göknar ağaçlarının altına kurulmuş büyüleyici evler, göl kıyısına uzanan yemyeşil bahçeler... Nerden mi bahsediyorum? Oregon sahilinde lüksün ve doğa güzelliklerinin karışımı olan seçkin insanların yaşadığı Brighton Hills. Bu sakin lüks sitede her şey kapılar ardında yaşanır. Her evde neyin doğru olduğu bilinmeyen milyonlarca hikâye vardır. Sessiz bir sokakta son derece mükemmel bir mahallede evlerde ne tür sorunlar olduğunu kim bilenilir ki? 
O mahallede yaşayan üç kadın. Paige, Cora ve Georgia. 
Cora, evine ve hayır işlerine adamış bir kadın. Eşinin kendisini aldattığını düşünüyor. Bu durum saplantılı bir hâl almış durumda. Kocası Finn'i suç üstü yapmak istiyor. Burada devreye arkadaşı Paige giriyor. 
Paige, bir yıl önce oğlunu trajik bir trafik kazasında kaybetmiş. Hâlâ oğluna kimin çarptığı bulunamamış. Yası devam etmekte. Eşini kendinden uzaklaştırmış, kendinelerine ait restauranta gitmemektedir. Cora ile konuşmasından sonra, ona yardım edebileceğini söyler. Bir dedektif gibi Finn'in peşine düşer. 
Georgia, yargıçla evli, bir kız bebeği olan İngiliz genç ve güzel bir kadın. Dışa çıkmaktan korkuyor. Sadece evin arkasındaki parka küçük kızını götürüyor. 
Bu üç kadın bir araya geliyor. Birbirlerine en karanlık sırlarını anlatacak kadar güvenebilecekler mi? Birbirlerine yardım mı edecekler yoksa herkes kendi sorunlarıyla başbaşa mı kalacaklar? 

Üç kişinin bakış açısıyla okuduğum kitabı çok sevdim. Elimden bırakamadım. Kurgusuyla, konusuyla, gizemiyle ve ters köşeleriyle okuması keyifliydi. Sonu da tatmin ediciydi.
Sırlarla saklı kusursuz görünen bir mahalle, soluğunu kesecek ters köşeler, aile içi gerilim, kapalı kapılar ardında yaşananlar, için için büyüyen şüphe, aldatmacalar ve birden fazla bakış açısı... Sessiz Bir Sokak'ı okumanız için nedenler. Mutlaka okumalısınız. 
(09.09.2026) 

ALINTI
"Tüm yetişkin hayatım boyunca çaresizce ona tutunma ihtiyacım kaybolmakla kalmamış yerini sert, katı bir duyguya bırakmıştı. Çok uzun zaman önce olmam gereken yerdeydim. Bu... insanı güçlendiren bir histi."

"Davayı soruşturan kişi- tabii buna bir soruşturma denebilirse- Paige'e gayet iyi bildiği bir gerçeği hatırlatmaktan keyif alıyordu: onlar asla gerekçesi olan bir katil aramıyorlardı, onların aradıkları sarhoşken ya da mesaj atarken araba kullanıp Caleb'a çarpan biriydi. Ona göre suç cinayet değil, olay yerinden kaçmaktı ama şimdi Paige'in ona söyleyecek bir ya da iki şeyi okacaktı."

"Planının temelini attıktan sonra her şey bir gecede değişti. Yeni evli mutlu eşten şu anki halime geldim."

"Bir başkasına ilgi duyması, hatta onunla ilişkiye girmesi mideme inen bir yumruk gibi olurdu ama kalbinin bir başkasında olması- benimle kurduğu hayatı sürdürürken aslında o hayatı hiç istemiyor olması- çok daha korkunçtu. Bu... dayanılmazdı."

"Bu benim seçimimdi. O zamanlar benden evde oturan bir anne olmam beklenmiyordu. Ama kendime şöyle diyordum: Eğer hayat kendimi çocuğuma adayacak güvenli, sağlam koşulları sağlarsa beni bundan daha mutlu edecek hiçbir şey olamazdı. Ve Finn'le tanıştığımda her şey istediğim gibi olmuştu."



5 Eylül 2026 Cumartesi

Duygu Ormanı





Herkese merhaba İki üç aydır kızımı kütüphaneye götürüyorum. Kütüphanede keşfettiğimiz, severek okuduğumuz bir seriyi tanıtmak istedim. Duygu Ormanı. Aslında altı kitaptan oluşuyor. Biz henüz dört kitabını okuduk. Duygu Ormanı, bir çok çeşit hayvandan oluşan öğrencilerden oluşuyor. İsminden de anlaşılacağı üzere duygularımızı kontrol etmek üzere bir seri. Şimdi size kısaca onlardan bahsetmek istiyorum.





Güle Güle Üzüntü, Merhaba Mutluluk: Normalde mutlu bir kurbağa olan Dilek, en yakın arkadaşı kertenkele Belma'nın başka bir yere taşınacağını öğrenir. Çok üzülen Dilek, bu durumdan nasıl kurtulacağını öğrenmeye çalışır.
Bazen güne üzgün başlayabiliriz. Ama bazı yaşadığımız olaylar bunu tam tersine çevirir.






Güle Güle Yalnızlık, Merhaba Sevgi: Kurbağa Dilek kamp alanında bileğini incitiyor ve arkadaşlarıyla hiçbir etkinliğe katılamıyor. Bundan dolayı Dilek kendini çok yalnız hissediyor. Ama kısa bir süre sonra yanında kimse olmasa dahi onlarla birlikteymiş gibi hissedilebileceğini öğreniyor. Sevgi için mesafe yoktur.






Güle Güle Karamsarlık, Mehaba İyimserlik: Her zaman iyi not alan Salyangoz Cingöz, ilk defa düşük not alır. O kadar karamsarlığa kapılır ki hayatın bittiğini düşünür. Cingöz, karamsarlığı nasıl iyimserliğe dönüştüreceğini öğrenir. Bazen hayat hiç beklenmedik şeyler yaşatır bize. Önemli olan o kötü olduğunu düşündüğümüz olaylara nasıl tepki verebileceğini bilmemiz.








Güle Güle Kızgınlık, Mehaba Sakinlik: Baykuş Kamil tam şekerleme yaparken Dilek'in attığı top uykusunu böler. Normalde iyi biri olan Kamil, bu duruma çok öfkelenir ve öfkesine hakim olamaz. İyiki yeni arkadaşları vardır. Onlar sayesinde öfkesini nasıl kontrol edeceğini öğrenir.
Öfkelenebiliriz. Önemli olan onu kontrol altına alıp kimseye zarar vermemek.
Bu kitaba küçük bir not bırakmak istiyorum. Seride okuduğumuz ilk kitap. Kızım bu kitaptan sonra ne zaman sinirlensek hemen bize derin derin nefes alın diyor Ama kendisi sinirlendiğinde hiç bu aklına gelmiyor.



Serinin diğer kitapları Güle Güle Korku, Merhaba Cesaret ve Güle Güle Kıskançlık, Merhaba Güven.
Ara ara kızımla okuduğumuz kitapları paylaşmaya çalışacağım.


Tarihi Hoşça Kal Lokantası (kaybetmek bizim işimizdir."


ŞERMİN YAŞAR

Doğan Kitap
172 Syf
4,5



Herkese merhaba. 
Bugün kalemiyle yeni tanıştığım, bunca zaman neden bu kadar beklediğimi anlamadığım bir yazarın öykü kitabı ile geldim. Şermin Yaşar'ın Tarihi Hoşça Kal Lokantası. 

Kitap 29 öyküden oluşuyor. 29 öykünün her bir anlatıcısı birinci kişi. Hepsi kalbimize dokunan ve arkadaşımız, akrabamız, komşumuz hatta kendimizi bulduğumuz karakterler. Bir köşede unutulmuş bakkalcı, köylü, aile şefkati görmeyerek büyüyen, terk edilmiş, aşk acısı çeken, sevdiği ile vedalaşamamış, fakiri, genci, yaşlısı... Hemen hemen hepsi yalnız, kaybetmiş kalbi kırık insanlar. 

Ben çok severek okudum. Bazı hikâyeler gülümsetti beni. Hatta keyiflendirdi. Soluk Taşı,Zarif  ve biraz da Bamya hikâyeleri. Bazı hikâyeler vardı ki o kadar hüzünlüğüydü ki kalbime dokundu, içime işledi. Özellikle de Onuncu Yıl, Hacanne ve 72 Saniye. 
Arka kapakta yazdığı gibi hepsi yeşilçam filimlerini andıran sımsıcak hikâyeler. 
(03.09.2026) 

ALINTI
"Bakkaldan içeriye otuz beş yıldır insanlar girer. Siz sanırsınız ki müşteri gelir, ihtiyaçlarını alır gider. Öyle değil kazın ayağı... Bir köy bakkalında hiç kimse, şehirlerin tabiriyle, 'Üstü kalsın' demez. Ama üstü kalır. Çok fena kalır."

"Zengin gelir, zengini... Sırasını beklemez, girdiği gibi sıralar isteklerini. Durumu olmayanın durumu olana usulca sıra verdiği bir dünyadır neticede burası. Ondan alır, bundan alır, 'Şundan da tart' der, 'bundan da tart...' Bolca alır. Zengin gider, kibri bakkalda kalır."

"Müşterilerin yıllar içerisinde usul usul bıraktığı yalnızlığı, çaresizliği, fakirliği, kibri, heyecanı, sevinci gördüm. Veresiye defterlerini gördüm. Bütün sayfalarına tek tek, kocaman çarpılar attım. Bakkal öldü, hesap görülmüştür..."

"Üniversitede halkla ilişkiler okudum. Ailem olan ilişkimden umudumu kesince, belki halkla iyi ilişkiler kurarım diye düşündüm."

"Cesaret edebilseydim derdim ki: 'Haritayı yere serip dört ucundan sabitlediğinizde çocuklar, kalbimin yüzölçümünün hemen hepsini kapsayan, acıya dik, hayal kırıklığına parelel uzanan o büyük yükseltileri göreceksiniz. Sanki bir kızgın demirle dağlanmış gibi duran yükseltilere yıllar önce, Kusura Bakma Dağları adını verdim.'"

"Burası Tarihi Hoşça Kal Lokantası. Giderken herkes hoşça kal diyor; ben de kimseye, 'Gitme' demiyorum. Gitme demeyince, tekrar gelmiyorlar. Oturup Hoşça kalıyorum lokantada."

"Bu seferlik bizden olsun."
"Olur mu öyle şey, lütfen."
"Olur. Nasıl olsa bir daha gelmezsiniz. Gelecek gibi olursanız zahmet etmeyin. Paket servisimiz de var. 444 0 HİÇ. 
"Efendim?"
"Hiç."

"Hani halının üzerine bir koltuk koyarsın, yıllar sonra o koltuğu kaldırdığında bir daha düzelmeyecek olan bir çukur kalır ya halıda. Ben o koltuktum onun hayatında. Kalkıp gittim ve onu yüreğindeki çukurla bıraktım."

"Korku böyle bir şey Muazzez; insana her şey yaptırır, bunu bir âşıklar bir de inananlar bilir."

"Oda daha çok soğudu sanki telefonu kapatınca. Üstüme hırkamı aldım. Beden üşüse çaresi vardır işte, eyvah ki ruh üşüyorsa..."

"Gözlerimden gözyaşı değil asit aktı sanki. Ruhumdaki pası sıradan gözyaşlarının temizlemesi zaten mümkün değildi."

"Kendi evime, göğüskafesi boş, kucağı dolu, annesiz bir anne olarak döndüm. Acıdan öleceğimi sanmıştım. Ölmedim. Zamanla ağlamamayı, sızlanmamayı, anne olmayı, annem gibi anne olmayı öğrendim. Bugün Eda'nın onuncu yaş günü. Büyüdü. Büyüdük..."




Ağustos Ayında Okuduklarım


Herkese merhaba. Ağustos ayında okuduğum kitaplar ile geldim. Bu ay sekiz kitap okudum. Yeni yazarların kalemiyle tanıştım, Renne Ballard Serisi'nin ikinci kitabını okudum. Agatha Christie okumaya devam ettim. Ama bu sefer Agatha Christie biraz beni üzdü. Maalesef Hollow Malikanesi Cinayeti pek sevemedim.
En sevdiğim kitaplar O Gece ve Leydi Susan oldu. 
İki tane de yarım kitabım kaldı 🥺 Büyü Dükkanı ile Mutlu Ölüm. Eylül ayında inşallah. 

Neler mi okudum? 
5) O Gece


Motifleri de unutmadım tabii. 8 motif daha eklendi. Kızıma hırka olacak inşallah. 

3 Eylül 2026 Perşembe

Nasıl Ölünür


EMILE ZOLA

Comment on meurt
Can Yayınları
48 Syf
4/5



Herkese merhaba. Emile Zola'nın kalemiyle tanışma kitabı olan Nasıl Ölünür ile geldim. 

​Nasıl Ölünür, isminden de anlaşılacağı üzere konusunun ölüm olan beş kısa öyküden oluşmaktadır. Farklı geçmişlere, sosyal konumlara ve hayat hikayelerine sahip son derece farklı beş insan bu kitapta yaşamını yitiriyor.
​Bir adam sevgisiz ölür; bir kadın hayırsız, savurgan çocukları için endişelenirken ölür; bir başkası yarım kalan tüm işlerin kaygısıyla ölür; fakir bir çocuk ise aç ve soğuktan ölür; yaşlı bir çiftçi hasadı düşünerek ölür...
Genç ya da yaşlı, zengin ya da fakir, günahkar ya da aziz... Hepsi bir gün hayatı toprağın altına son bulur 

Beni en çok etkileyen fakir küçük çocuğun hikâyesi oldu. O annenin çocuğunun öldüğünü anlayabilmesi için ardı ardına kiprikleri yakma sahnesi beni benden aldı 🥺

İnsanın hayatındaki en kaçınılmaz olaya değinen bu kasvetli öykülerde Zola, her bir bireyin iç düşüncelerini, ölümlerini, cenaze törenlerini ve ailelerinin ölüme verdiği tepkiyi tasvir ediyor.

Son olarak yazarın anlatımını sevdim. Ama konudan dolayı hikâyeleri okurken ruhum çok daraldı. 
(27.08.2026) 

ALINTI
"Annelerinin etrafını sarıp onu sevdiklerine, onu kurtaracaklarına dair yeminler ettiler. Kadın inatçı bir ifadeyle hayır diye cevap verdi; kendini büsbütün kuşkulara kaptırdı. Paranın zehirlerdiği korkunç bir can çekişme haliydi bu." (20) 

"İçinde, cimriliği ve parası çalınacak korkusuyla, ölmüş anneleri uyanmıştı. Para ölümü zehirlerse, ölümden bir tek öfke çıkar. Taputların üzerinde insanlar dövüşür." (24) 

"Onu rutubetli hava bitirdi," dedi doktor. 
Morisseau yumruğunu havaya kaldırdı. Zaten yoksul insanlar her türlü havada geberip gidiyorlardı! Don yapıyordu, hiçbir işe yaramıyordu; buzlar çözülüyordu, daha da beter oldu. Eğer karısı isteseydi bir mangal kömür yakıp üçü birden giderlerdi. Her şey daha çabuk biterdi." (30) 

"Ah, sıcacık, tüy kadar hafif bu çocuğun cesedi ne kadar da sefildi! Karda ölmüş bir serçeyi şiltenin üstüne yatırsalar bu kadar az yer kaplamazdı." (37) 



Hırçın Kız




WILLIAM SHAKESPEARE

The Taming Of The Shrew
İş Bankası Kültür Yayınları
125 Syf
4/5

Herkese merhaba. 
Shakespeare'in eğlenceli eserlerinden biri olan Hırçın Kız ile geldim. 

Hırçın Kız, ön oyuncu bir tiyatro eseri. İki sahnede oluşan ön oyunda Sly adında bir sarhoş meyhane çıkışı sızıp kalır. O sırada Lord ve adamları avdan dönmektedir. Lordun aklına bir oyun oynamak gelir. Sarhoş Sly'i lordun evine götürülecek ve ayıldığında da herkesin hizmet ettiği bir Lord gibi davranılacak. Sly eve götürülür ve kendine gelir. Sly'na oynanan oyun farklı bir şekilde gelişir. Eve gelen tiyatrocular da katılır. Ve asıl oyun olan V perdelik Hırçın Kız başlar. 

Baptista adında bir adam iki yetişkin kızı vardır. Katherina ve Bianca. Küçük olan Bianca'nın bir çok talibi vardır. Ama Kate'in davranışlarından dolayı hiç talibi yoktur. Babaları Kate evlenmeden Bianca'nın evlenmesine izin veremeyeceğini söyler. Bunun üzerine Bianca'nın talipleri Kate'i evlendirebilmek ve Bianca'nın kalbini kazanmak için entirikalar başlıyor. 
Bu olayların üzerine Veronalı bir soylu olan Petruchio, Katherina'ya talip olacağını ve onu ehlileştirebileceğini söylüyor. İkili evleniyor. 

Shakespeare, eseri 19, 20 yaşlarında yazmış. Yazarlığının ilk dönemlerinde olmasına rağmen karakter oluşturma konusunda usta olduğunu ortaya koymuş. 
İtalyan komedyasından esinlenmiş. 

Petruchio, Katherina'ya bilerek çok kötü davranıyor. İlk başlarda hoşlanmadığımız Kate, kocasına verdiği zekice cevaplarla kalpleri feth ediyor. 

Aksi bir kadının uysal bir eşe dönüşmesini anlatan bir komedya. Ayrıca o dönemde erkek gözüyle kadına nasıl bakıldığı açıkça sergilemiş. 

Ben keyif alarak okudum. 
(25.08.2026) 


ALINTI
"Bırakın kadını, hangi insan bu kadar hakarete sabır gösterir? O dönemde bu hakareti erkek ettimi haklı oluyor, kadın ağzını aynı şekilde konuştumu f* deli ya da ifritin olup çıkıyor."

"O ne kadar dikbaşlıysa, ben de o kadar kararlıyım, 
Afet gibi iki yangın karşılaştı mı, 
Öfkelerini besleyip büyüten şeyi silip süpürüverirler. 
Ufacık bir ateşi küçük bir rüzgarı büyütür ama, 
Güçlü bir fırtına ateş mateş bırakmaz orada;
Onun karşısında ben böyleyim işte
O da bana boyun eğecektir elbette. 
Ben çetin cevizim, öyle ağzı süt kokan bebekler gibi, 
Aşk ilan edip diller dökemem."

"Neyin müjdesi olacak; dinginliğin, aşkın, sakin bir hayatın, 
Büyük bir saygının, doğru bir egemenliğin müjdecisi. 
Kısaca güzellik ve mutluluktan başka bir şey değil."



Leydi Susan


JANE AUSTEN

Lady Susan
Ketepe Yayınları
124 Syf
4/5




Herkese merhaba. 
En en sevdiğim yazarlardan biri olan Jane Austen'ın Leydi Susan ile geldim. 

Leydi Susan, kısa bir süre önce dul kalmış, 30 yaşlarında güzel, espirili ve zeki bir kadındır. Bu güzel niteliklerini özellikle de zekasını kendi menfati ve küçük hesaplar için kullanmaktadır. Leydi Susan ne kadar femme fatale ise 16 yaşındaki kızı o kadar utangaç ve saftır. Bundan dolayı Leydi, kızına karşı hep serttir. Ona karşı hiç gerçek sevgi beslemiyor, haksızlık yapıyor hatta onu aşağlıyor. 
Leydinin yeni oyunu hem kendine hem de kızına bir koca bulmak. Tabii bunun için adaylar mevcut. Maddi gücü olan, gelecekte rahat edecekleri kişiler. 
Leydi Susan'ın bu planları biraz ortalığı karıştıracak. 

Jane Austen eserleri içerisinde en farklı baş kahraman olmalı Leydi Susan. Mücevher gibi göz kamaştırıcı, hem itici hem büyüleyici, şeytani cazibe ve masum yüzünün arkasında gizlenen hesapçı kötü karakter. Evlilik planını uygulaması için yeterli meziyetler 🤭 Neden mi yeterli? Toplumda bunlara kanacak saf erkek sayısının yeterince çok olması. 
Leydi Susan'ın yakın arkadaşı Mrs. Johnson'ın ondan kalır yanı yok. Leydinin tüm pisliklerini gizlemek için elinden geleni yapar. 
Bu hikâyenin en masumu kızı Frederica. Annesinin ona karşı tavrı, sevgisiz büyümesi ve zorla biriyle evlendirilmek istenmesi. 

Jane Austen, Leydi Susan'ı yazdığında henüz 18 yaşındaymış. Üzücü olan bu kitap ölümünden 54 yıl sonra yayınlanması. Erken dönem eserlerinden biri ve 41 mektuptan oluşuyor. 

Karmaşık bir olay örgüsü olmayan, çok hızlı ve kolay okunan bir kitap. Bu eserde de Austen'ın ince zekasını ve ironi anlayışını görebiliyoruz. Leydi Susan'ın tek eksiği kitabın çok hızlı bitmesi. 

Onun dışında Jane Austen eserlerini okumak benim için her zaman büyük bir zevk olacak. 

Son olarak klasik okumaya çekinenler bu kitapla ya da Jane Austen'ın herhangi bir kitabıyla başlayabilirler. (24.08.2026) 


ALINTI

"Bundan sonra, sana veda etmem üzerinde hiçbir etkin olamaz. Sonunda mantığım yerine geldi ve bana, beni kontrol altına almana sebep olan hilelerden iğrenmem kadar zayıflığımdan güç alan hileler sebebiyle kendimden de tiksinmeyi öğretiyor."

"Zavallı adam! Kıskançlıktan çılgına döndü. Bu durumuna üzülmüyorum. Çünkü aşkına bundan daha iyi bir destek düşünemiyorum."


O Gece


CHEVY STEVENS

That Night
Koridor Yayınları
424 Syf
4/5


Herkese merhaba. 
Kalemiyle ilk kez tanıştığım Chevy Stevens'ın kitabı O Gece ile geldim. 

Toni, kız kardeşi Nicole'ü öldürmek suçundan 15 yıl hapis cezası almıştır. Cinayetin işlendiği geceden bu zamana kadar katil olmadığını ne ailesine ne de polislere inandırabilmiştir. 
Özgürlüğe kavuşmayı iple çeken Toni, tek umudu olan şartlı tahliyesini riske atmaması gerekmektedir. İlk kural ise aynı suçtan hapse giren ve şartlı tahliye ile serbest kalan sevgilisi Ryan'dan uzak durmak. 
Toni, geçmişini geride bırakıp geleceğini kurmaya çalışmaktadır. Cinayetin işlendiği zaman çalıştığı yerde aşçı olarak işe başlamıştır. Ama her bir adımında lisede hayatını zindana çeviren ezeli düşmanı Shauna ona engel olmaya başlıyor. 
Toni şartlı tahliyesini yakmaya göze almıştır. Ryan'ın cesaretlendirmesiyle Nicole'ün gerçek katillerini bulmaya kararlıdır. 
Toni, gizemi çözmek için bazı kapıları tek tek çalmaya başlar. O gece neler oldu? Nicole, ölmeden önce değişen davranışlarının ölmesiyle ilgisi var mı? 

Toni'nin annesi sen var ya sen nasıl bir annesin? Senden nefret ettim. Özellikle de son kısımlarda olan bir bölümde sana az küfür etmedim. Bunları yazmasam içim soğumazdı. 
O Gece, aksiyonu bol olan bir polisiye kitabı değil. Durağan ilerliyor. Olayın yaşandığı gecenin öncesi, Toni'nin hapishane günleri ve o gece -geçmiş günümüz gibi anlatılmış. Normalde aksiyonlu olan polisiye kitaplarını daha çok severim. Ama bu kitap o kadar içime işledi ki hiç aksiyon maksiyon aramadım. 
Son belli aslında. Sadece nedenlerini ve karşımıza çıkan şaşırtıcı o olayı anlayamıyorsunuz. Ayrıca son derece hüzünlü bir hikâyeydi. 

Kitabı ilk sayfasından son sayfasına kadar heyecanla okudum. En yakın zamanda yazarın diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum. 
(23.08.2026) 

ALINTI
"Zor olan ölmek değil, yaşamaktır."

“Bir gün üzerimde taşıdığım bu nefretin, ne bana ne de başkasına bir faydası olduğunu gördüm. İnsan­lar hata yapar ve incindikçe incitirler,” dedi. Ayrıca, “Peki, ya annen? Bir evlat kaybetmiş. Bu bir kadının başına gelebilecek en kötü şeydir. İnsanı içten içe delirtir. Henüz yas tutmayı bırakamamış. Sıkışıp kalmış,” diye ekledi. 

"Ne sempati, ne acı, ne vicdan azabı... 
Hiçbir şey hissetmiyordum. Olmuştu işte; nihayet, içeride ya­şayan bir ölüydüm."

"Aileme, sisteme, özellikle de kendime duyduğum öfke fokur fokur kaynıyordu."


Yarını Hatırla


TUĞBA SARIÜNAL

Elma (Ortapia) Yayınevi
312
4/5



Herkese merhaba. 
Fil Saati kitabını severek okuduğum yazarın, son  kitabı Yarını Hatırla ile geldim. 

Apollo Otel'inin içerisinde ve dışarısında büyük bir hazırlık vardır. Tüm güvenlik önlemleri alınmış olan otelde Transhümanizm konulu (ölümsüzlük) çokuluslu kongre başlamıştır. Kongrede konuşmacı olan Cüneyt Kalender silahla öldürülür. Yanına ilk gıden oradaki polislerden Ali'dir.
Ali, aslında bir kimyager. Üniversitede okurken aşık olur ve evlenir. Okul bittiğinde de baba olmuştur. Eşi, oğlu bebekten evi terk eder. Maddi zorluklardan dolayı Ali polis olmaya karar verir. Aslında kişiliğine uygun olmayan bir meslektir. Oğlu için polisliğe devam etmek zorundadır. 
Kongreye dönecek olursak, Ali'ye otelin içinde bir garson çarpar. Kısa bir süre sonra Ali silahının olmadığı farkeder. Silahını öldürülen Cüneyt Kalender'in yanında bulur. 
Cinayet masası hemen soruşturmaya başlar. Ali de bu ekibin içindedir. 
Güvenliğin had safhada olduğu bir mekanda böyle bir cinayet nasıl işlenir? Cinayet nedeni Cüneyt Kalender'in araştırmaları mı? 

Araştırmalar devam ederken geçmişin sırları da ortaya çıkar. 

Yarını Hatırla, bildiğimiz polisiye kitaplarına benzemiyor. Evet bir cinayet işleniyor. Hatta cinayet bir taneyle kalmıyor. Cinayetin altında yatanlar çok derin. Bilim, felsefe, ölüm ve yaşam... 
Hikâyeyi Ali'nin gözünden okuyoruz. Katili ararken Ali ile içsel bir yolculuğa çıkıyoruz. 
Kitabın yarısında ufak bir sürpriz bizi bekliyor. Sonlara doğra heyecan ve gerilim artıyor. Katil tahmin ettiğim kişi çıktı ama bu durum beni rahatsız etmedi. Son sayfalarda da karşımıza başka sürprizler çıkıyor. Bunlar beni şaşırttı açıkçası. 
Ben kitabı çok sevdim. Daha da olsa okurdum. Yaşananlardan sonra Ali'nin hayatı nasıl olurdu merak ediyorum. Belli mi olur? Belkide kitabın devamı gelir. 
(20.08.2026) 

ALINTI
"Yalnızlık, insanın içinde kurduğu mahkemede bazen bir gün önceye bazen de elli sene geriye giderek diğerlerini yargılatır ama her seferinde insana kendi kendine tutuklatırdı. Zihin dehlizlerindeki karanlık odaların hepsi müsaitken ve insanın kendi içinde var ettiği celladı kendi canını nasıl yakacağını çok iyi biliyorken, işkencenin dozu artıp azalır, gönüllü girilen hapishanenin kapıları dış dünyaya teker teker kapanırdı."

"Ölüm aslında bir son değilken, anlam yükleme takıntımız yüzünden bir yıkıma, kopuşa ve felakete çevrilmiştir. Oysa evrende hiçbir şey 'son' değildi; yalnızca biçimler değişirdi. Ölümün asıl sarsıcı yanı da burasıydı. Çünkü insan ölümü kabul ettiği anda evrenin merkezinde olmadığını da kabul etmek zorunda kalacaktı. Korktuğumuz şey, yok olmak değil sandığımız kadar özel olmadığımızı fark etmektir."

"Sürekli 'Ben!' diyorsun. Kimsin sen?"

"Bu kandil ilişkiniz için değil. Kadının o ilişkide yalnız kalmaması içindir."

"Hayallerine sahip çıkmayan her insan, ait hissetmediği yerlerle sınanır."

"İnsanlık ölümden kaçmak için teknolojiye sarılıyor, teknoloji geliştikçe de ölüm başka formlarda geri dönüyor. Antibiyotiği hatırlayın. Milyonların hayatını kurtardı. Ama diğer bakteriler direnç kazandı. Tarım ilaçları, mahsulu çoğaltıp açlığı azalttı ama pestisit kalıntılarını soframıza taşıdı. Plastik, hayatlarımızı kolaylaştırırken damarlarımızın içine kadar sızmayı başardı. Yani her kolaylık yeni zorluklarla, her tedavi kendi yan etkileriyle geldi."

"İnsan nereye bakarsa baksın, kendine bakıyordu."

"Ölüm ansızın gelmez, insan beklemeyi unutur." [Mevlana]

"Geçmişine sıkıca tutunan insan, geleceğini kendi elleriyle yok eder."

"Yarını hatırlayabiliyor olsaydınız, bugünü nasıl yaşardınız?"


Kırgın Fısıltılar (Kusursuzca Kusurlu #2)

NEVA ALTAJ Kusursuzca Kusurlu #2 (Perfectly Imperfect)  Artemis Yayınları Çevirmen Tuba Özkat 232 Syf  4/5 Herkese merhaba.  Ser...