5 Eylül 2026 Cumartesi

Duygu Ormanı





Herkese merhaba İki üç aydır kızımı kütüphaneye götürüyorum. Kütüphanede keşfettiğimiz, severek okuduğumuz bir seriyi tanıtmak istedim. Duygu Ormanı. Aslında altı kitaptan oluşuyor. Biz henüz dört kitabını okuduk. Duygu Ormanı, bir çok çeşit hayvandan oluşan öğrencilerden oluşuyor. İsminden de anlaşılacağı üzere duygularımızı kontrol etmek üzere bir seri. Şimdi size kısaca onlardan bahsetmek istiyorum.





Güle Güle Üzüntü, Merhaba Mutluluk: Normalde mutlu bir kurbağa olan Dilek, en yakın arkadaşı kertenkele Belma'nın başka bir yere taşınacağını öğrenir. Çok üzülen Dilek, bu durumdan nasıl kurtulacağını öğrenmeye çalışır.
Bazen güne üzgün başlayabiliriz. Ama bazı yaşadığımız olaylar bunu tam tersine çevirir.






Güle Güle Yalnızlık, Merhaba Sevgi: Kurbağa Dilek kamp alanında bileğini incitiyor ve arkadaşlarıyla hiçbir etkinliğe katılamıyor. Bundan dolayı Dilek kendini çok yalnız hissediyor. Ama kısa bir süre sonra yanında kimse olmasa dahi onlarla birlikteymiş gibi hissedilebileceğini öğreniyor. Sevgi için mesafe yoktur.






Güle Güle Karamsarlık, Mehaba İyimserlik: Her zaman iyi not alan Salyangoz Cingöz, ilk defa düşük not alır. O kadar karamsarlığa kapılır ki hayatın bittiğini düşünür. Cingöz, karamsarlığı nasıl iyimserliğe dönüştüreceğini öğrenir. Bazen hayat hiç beklenmedik şeyler yaşatır bize. Önemli olan o kötü olduğunu düşündüğümüz olaylara nasıl tepki verebileceğini bilmemiz.








Güle Güle Kızgınlık, Mehaba Sakinlik: Baykuş Kamil tam şekerleme yaparken Dilek'in attığı top uykusunu böler. Normalde iyi biri olan Kamil, bu duruma çok öfkelenir ve öfkesine hakim olamaz. İyiki yeni arkadaşları vardır. Onlar sayesinde öfkesini nasıl kontrol edeceğini öğrenir.
Öfkelenebiliriz. Önemli olan onu kontrol altına alıp kimseye zarar vermemek.
Bu kitaba küçük bir not bırakmak istiyorum. Seride okuduğumuz ilk kitap. Kızım bu kitaptan sonra ne zaman sinirlensek hemen bize derin derin nefes alın diyor Ama kendisi sinirlendiğinde hiç bu aklına gelmiyor.



Serinin diğer kitapları Güle Güle Korku, Merhaba Cesaret ve Güle Güle Kıskançlık, Merhaba Güven.
Ara ara kızımla okuduğumuz kitapları paylaşmaya çalışacağım.


Tarihi Hoşça Kal Lokantası (kaybetmek bizim işimizdir."


ŞERMİN YAŞAR

Doğan Kitap
172 Syf
4,5



Herkese merhaba. 
Bugün kalemiyle yeni tanıştığım, bunca zaman neden bu kadar beklediğimi anlamadığım bir yazarın öykü kitabı ile geldim. Şermin Yaşar'ın Tarihi Hoşça Kal Lokantası. 

Kitap 29 öyküden oluşuyor. 29 öykünün her bir anlatıcısı birinci kişi. Hepsi kalbimize dokunan ve arkadaşımız, akrabamız, komşumuz hatta kendimizi bulduğumuz karakterler. Bir köşede unutulmuş bakkalcı, köylü, aile şefkati görmeyerek büyüyen, terk edilmiş, aşk acısı çeken, sevdiği ile vedalaşamamış, fakiri, genci, yaşlısı... Hemen hemen hepsi yalnız, kaybetmiş kalbi kırık insanlar. 

Ben çok severek okudum. Bazı hikâyeler gülümsetti beni. Hatta keyiflendirdi. Soluk Taşı,Zarif  ve biraz da Bamya hikâyeleri. Bazı hikâyeler vardı ki o kadar hüzünlüğüydü ki kalbime dokundu, içime işledi. Özellikle de Onuncu Yıl, Hacanne ve 72 Saniye. 
Arka kapakta yazdığı gibi hepsi yeşilçam filimlerini andıran sımsıcak hikâyeler. 
(03.09.2026) 

ALINTI
"Bakkaldan içeriye otuz beş yıldır insanlar girer. Siz sanırsınız ki müşteri gelir, ihtiyaçlarını alır gider. Öyle değil kazın ayağı... Bir köy bakkalında hiç kimse, şehirlerin tabiriyle, 'Üstü kalsın' demez. Ama üstü kalır. Çok fena kalır."

"Zengin gelir, zengini... Sırasını beklemez, girdiği gibi sıralar isteklerini. Durumu olmayanın durumu olana usulca sıra verdiği bir dünyadır neticede burası. Ondan alır, bundan alır, 'Şundan da tart' der, 'bundan da tart...' Bolca alır. Zengin gider, kibri bakkalda kalır."

"Müşterilerin yıllar içerisinde usul usul bıraktığı yalnızlığı, çaresizliği, fakirliği, kibri, heyecanı, sevinci gördüm. Veresiye defterlerini gördüm. Bütün sayfalarına tek tek, kocaman çarpılar attım. Bakkal öldü, hesap görülmüştür..."

"Üniversitede halkla ilişkiler okudum. Ailem olan ilişkimden umudumu kesince, belki halkla iyi ilişkiler kurarım diye düşündüm."

"Cesaret edebilseydim derdim ki: 'Haritayı yere serip dört ucundan sabitlediğinizde çocuklar, kalbimin yüzölçümünün hemen hepsini kapsayan, acıya dik, hayal kırıklığına parelel uzanan o büyük yükseltileri göreceksiniz. Sanki bir kızgın demirle dağlanmış gibi duran yükseltilere yıllar önce, Kusura Bakma Dağları adını verdim.'"

"Burası Tarihi Hoşça Kal Lokantası. Giderken herkes hoşça kal diyor; ben de kimseye, 'Gitme' demiyorum. Gitme demeyince, tekrar gelmiyorlar. Oturup Hoşça kalıyorum lokantada."

"Bu seferlik bizden olsun."
"Olur mu öyle şey, lütfen."
"Olur. Nasıl olsa bir daha gelmezsiniz. Gelecek gibi olursanız zahmet etmeyin. Paket servisimiz de var. 444 0 HİÇ. 
"Efendim?"
"Hiç."

"Hani halının üzerine bir koltuk koyarsın, yıllar sonra o koltuğu kaldırdığında bir daha düzelmeyecek olan bir çukur kalır ya halıda. Ben o koltuktum onun hayatında. Kalkıp gittim ve onu yüreğindeki çukurla bıraktım."

"Korku böyle bir şey Muazzez; insana her şey yaptırır, bunu bir âşıklar bir de inananlar bilir."

"Oda daha çok soğudu sanki telefonu kapatınca. Üstüme hırkamı aldım. Beden üşüse çaresi vardır işte, eyvah ki ruh üşüyorsa..."

"Gözlerimden gözyaşı değil asit aktı sanki. Ruhumdaki pası sıradan gözyaşlarının temizlemesi zaten mümkün değildi."

"Kendi evime, göğüskafesi boş, kucağı dolu, annesiz bir anne olarak döndüm. Acıdan öleceğimi sanmıştım. Ölmedim. Zamanla ağlamamayı, sızlanmamayı, anne olmayı, annem gibi anne olmayı öğrendim. Bugün Eda'nın onuncu yaş günü. Büyüdü. Büyüdük..."




Ağustos Ayında Okuduklarım


Herkese merhaba. Ağustos ayında okuduğum kitaplar ile geldim. Bu ay sekiz kitap okudum. Yeni yazarların kalemiyle tanıştım, Renne Ballard Serisi'nin ikinci kitabını okudum. Agatha Christie okumaya devam ettim. Ama bu sefer Agatha Christie biraz beni üzdü. Maalesef Hollow Malikanesi Cinayeti pek sevemedim.
En sevdiğim kitaplar O Gece ve Leydi Susan oldu. 
İki tane de yarım kitabım kaldı 🥺 Büyü Dükkanı ile Mutlu Ölüm. Eylül ayında inşallah. 

Neler mi okudum? 
5) O Gece


Motifleri de unutmadım tabii. 8 motif daha eklendi. Kızıma hırka olacak inşallah. 

3 Eylül 2026 Perşembe

Nasıl Ölünür


EMILE ZOLA

Comment on meurt
Can Yayınları
48 Syf
4/5



Herkese merhaba. Emile Zola'nın kalemiyle tanışma kitabı olan Nasıl Ölünür ile geldim. 

​Nasıl Ölünür, isminden de anlaşılacağı üzere konusunun ölüm olan beş kısa öyküden oluşmaktadır. Farklı geçmişlere, sosyal konumlara ve hayat hikayelerine sahip son derece farklı beş insan bu kitapta yaşamını yitiriyor.
​Bir adam sevgisiz ölür; bir kadın hayırsız, savurgan çocukları için endişelenirken ölür; bir başkası yarım kalan tüm işlerin kaygısıyla ölür; fakir bir çocuk ise aç ve soğuktan ölür; yaşlı bir çiftçi hasadı düşünerek ölür...
Genç ya da yaşlı, zengin ya da fakir, günahkar ya da aziz... Hepsi bir gün hayatı toprağın altına son bulur 

Beni en çok etkileyen fakir küçük çocuğun hikâyesi oldu. O annenin çocuğunun öldüğünü anlayabilmesi için ardı ardına kiprikleri yakma sahnesi beni benden aldı 🥺

İnsanın hayatındaki en kaçınılmaz olaya değinen bu kasvetli öykülerde Zola, her bir bireyin iç düşüncelerini, ölümlerini, cenaze törenlerini ve ailelerinin ölüme verdiği tepkiyi tasvir ediyor.

Son olarak yazarın anlatımını sevdim. Ama konudan dolayı hikâyeleri okurken ruhum çok daraldı. 
(27.08.2026) 

ALINTI
"Annelerinin etrafını sarıp onu sevdiklerine, onu kurtaracaklarına dair yeminler ettiler. Kadın inatçı bir ifadeyle hayır diye cevap verdi; kendini büsbütün kuşkulara kaptırdı. Paranın zehirlerdiği korkunç bir can çekişme haliydi bu." (20) 

"İçinde, cimriliği ve parası çalınacak korkusuyla, ölmüş anneleri uyanmıştı. Para ölümü zehirlerse, ölümden bir tek öfke çıkar. Taputların üzerinde insanlar dövüşür." (24) 

"Onu rutubetli hava bitirdi," dedi doktor. 
Morisseau yumruğunu havaya kaldırdı. Zaten yoksul insanlar her türlü havada geberip gidiyorlardı! Don yapıyordu, hiçbir işe yaramıyordu; buzlar çözülüyordu, daha da beter oldu. Eğer karısı isteseydi bir mangal kömür yakıp üçü birden giderlerdi. Her şey daha çabuk biterdi." (30) 

"Ah, sıcacık, tüy kadar hafif bu çocuğun cesedi ne kadar da sefildi! Karda ölmüş bir serçeyi şiltenin üstüne yatırsalar bu kadar az yer kaplamazdı." (37) 



Hırçın Kız




WILLIAM SHAKESPEARE

The Taming Of The Shrew
İş Bankası Kültür Yayınları
125 Syf
4/5

Herkese merhaba. 
Shakespeare'in eğlenceli eserlerinden biri olan Hırçın Kız ile geldim. 

Hırçın Kız, ön oyuncu bir tiyatro eseri. İki sahnede oluşan ön oyunda Sly adında bir sarhoş meyhane çıkışı sızıp kalır. O sırada Lord ve adamları avdan dönmektedir. Lordun aklına bir oyun oynamak gelir. Sarhoş Sly'i lordun evine götürülecek ve ayıldığında da herkesin hizmet ettiği bir Lord gibi davranılacak. Sly eve götürülür ve kendine gelir. Sly'na oynanan oyun farklı bir şekilde gelişir. Eve gelen tiyatrocular da katılır. Ve asıl oyun olan V perdelik Hırçın Kız başlar. 

Baptista adında bir adam iki yetişkin kızı vardır. Katherina ve Bianca. Küçük olan Bianca'nın bir çok talibi vardır. Ama Kate'in davranışlarından dolayı hiç talibi yoktur. Babaları Kate evlenmeden Bianca'nın evlenmesine izin veremeyeceğini söyler. Bunun üzerine Bianca'nın talipleri Kate'i evlendirebilmek ve Bianca'nın kalbini kazanmak için entirikalar başlıyor. 
Bu olayların üzerine Veronalı bir soylu olan Petruchio, Katherina'ya talip olacağını ve onu ehlileştirebileceğini söylüyor. İkili evleniyor. 

Shakespeare, eseri 19, 20 yaşlarında yazmış. Yazarlığının ilk dönemlerinde olmasına rağmen karakter oluşturma konusunda usta olduğunu ortaya koymuş. 
İtalyan komedyasından esinlenmiş. 

Petruchio, Katherina'ya bilerek çok kötü davranıyor. İlk başlarda hoşlanmadığımız Kate, kocasına verdiği zekice cevaplarla kalpleri feth ediyor. 

Aksi bir kadının uysal bir eşe dönüşmesini anlatan bir komedya. Ayrıca o dönemde erkek gözüyle kadına nasıl bakıldığı açıkça sergilemiş. 

Ben keyif alarak okudum. 
(25.08.2026) 


ALINTI
"Bırakın kadını, hangi insan bu kadar hakarete sabır gösterir? O dönemde bu hakareti erkek ettimi haklı oluyor, kadın ağzını aynı şekilde konuştumu f* deli ya da ifritin olup çıkıyor."

"O ne kadar dikbaşlıysa, ben de o kadar kararlıyım, 
Afet gibi iki yangın karşılaştı mı, 
Öfkelerini besleyip büyüten şeyi silip süpürüverirler. 
Ufacık bir ateşi küçük bir rüzgarı büyütür ama, 
Güçlü bir fırtına ateş mateş bırakmaz orada;
Onun karşısında ben böyleyim işte
O da bana boyun eğecektir elbette. 
Ben çetin cevizim, öyle ağzı süt kokan bebekler gibi, 
Aşk ilan edip diller dökemem."

"Neyin müjdesi olacak; dinginliğin, aşkın, sakin bir hayatın, 
Büyük bir saygının, doğru bir egemenliğin müjdecisi. 
Kısaca güzellik ve mutluluktan başka bir şey değil."



Leydi Susan


JANE AUSTEN

Lady Susan
Ketepe Yayınları
124 Syf
4/5




Herkese merhaba. 
En en sevdiğim yazarlardan biri olan Jane Austen'ın Leydi Susan ile geldim. 

Leydi Susan, kısa bir süre önce dul kalmış, 30 yaşlarında güzel, espirili ve zeki bir kadındır. Bu güzel niteliklerini özellikle de zekasını kendi menfati ve küçük hesaplar için kullanmaktadır. Leydi Susan ne kadar femme fatale ise 16 yaşındaki kızı o kadar utangaç ve saftır. Bundan dolayı Leydi, kızına karşı hep serttir. Ona karşı hiç gerçek sevgi beslemiyor, haksızlık yapıyor hatta onu aşağlıyor. 
Leydinin yeni oyunu hem kendine hem de kızına bir koca bulmak. Tabii bunun için adaylar mevcut. Maddi gücü olan, gelecekte rahat edecekleri kişiler. 
Leydi Susan'ın bu planları biraz ortalığı karıştıracak. 

Jane Austen eserleri içerisinde en farklı baş kahraman olmalı Leydi Susan. Mücevher gibi göz kamaştırıcı, hem itici hem büyüleyici, şeytani cazibe ve masum yüzünün arkasında gizlenen hesapçı kötü karakter. Evlilik planını uygulaması için yeterli meziyetler 🤭 Neden mi yeterli? Toplumda bunlara kanacak saf erkek sayısının yeterince çok olması. 
Leydi Susan'ın yakın arkadaşı Mrs. Johnson'ın ondan kalır yanı yok. Leydinin tüm pisliklerini gizlemek için elinden geleni yapar. 
Bu hikâyenin en masumu kızı Frederica. Annesinin ona karşı tavrı, sevgisiz büyümesi ve zorla biriyle evlendirilmek istenmesi. 

Jane Austen, Leydi Susan'ı yazdığında henüz 18 yaşındaymış. Üzücü olan bu kitap ölümünden 54 yıl sonra yayınlanması. Erken dönem eserlerinden biri ve 41 mektuptan oluşuyor. 

Karmaşık bir olay örgüsü olmayan, çok hızlı ve kolay okunan bir kitap. Bu eserde de Austen'ın ince zekasını ve ironi anlayışını görebiliyoruz. Leydi Susan'ın tek eksiği kitabın çok hızlı bitmesi. 

Onun dışında Jane Austen eserlerini okumak benim için her zaman büyük bir zevk olacak. 

Son olarak klasik okumaya çekinenler bu kitapla ya da Jane Austen'ın herhangi bir kitabıyla başlayabilirler. (24.08.2026) 


ALINTI

"Bundan sonra, sana veda etmem üzerinde hiçbir etkin olamaz. Sonunda mantığım yerine geldi ve bana, beni kontrol altına almana sebep olan hilelerden iğrenmem kadar zayıflığımdan güç alan hileler sebebiyle kendimden de tiksinmeyi öğretiyor."

"Zavallı adam! Kıskançlıktan çılgına döndü. Bu durumuna üzülmüyorum. Çünkü aşkına bundan daha iyi bir destek düşünemiyorum."


O Gece


CHEVY STEVENS

That Night
Koridor Yayınları
424 Syf
4/5


Herkese merhaba. 
Kalemiyle ilk kez tanıştığım Chevy Stevens'ın kitabı O Gece ile geldim. 

Toni, kız kardeşi Nicole'ü öldürmek suçundan 15 yıl hapis cezası almıştır. Cinayetin işlendiği geceden bu zamana kadar katil olmadığını ne ailesine ne de polislere inandırabilmiştir. 
Özgürlüğe kavuşmayı iple çeken Toni, tek umudu olan şartlı tahliyesini riske atmaması gerekmektedir. İlk kural ise aynı suçtan hapse giren ve şartlı tahliye ile serbest kalan sevgilisi Ryan'dan uzak durmak. 
Toni, geçmişini geride bırakıp geleceğini kurmaya çalışmaktadır. Cinayetin işlendiği zaman çalıştığı yerde aşçı olarak işe başlamıştır. Ama her bir adımında lisede hayatını zindana çeviren ezeli düşmanı Shauna ona engel olmaya başlıyor. 
Toni şartlı tahliyesini yakmaya göze almıştır. Ryan'ın cesaretlendirmesiyle Nicole'ün gerçek katillerini bulmaya kararlıdır. 
Toni, gizemi çözmek için bazı kapıları tek tek çalmaya başlar. O gece neler oldu? Nicole, ölmeden önce değişen davranışlarının ölmesiyle ilgisi var mı? 

Toni'nin annesi sen var ya sen nasıl bir annesin? Senden nefret ettim. Özellikle de son kısımlarda olan bir bölümde sana az küfür etmedim. Bunları yazmasam içim soğumazdı. 
O Gece, aksiyonu bol olan bir polisiye kitabı değil. Durağan ilerliyor. Olayın yaşandığı gecenin öncesi, Toni'nin hapishane günleri ve o gece -geçmiş günümüz gibi anlatılmış. Normalde aksiyonlu olan polisiye kitaplarını daha çok severim. Ama bu kitap o kadar içime işledi ki hiç aksiyon maksiyon aramadım. 
Son belli aslında. Sadece nedenlerini ve karşımıza çıkan şaşırtıcı o olayı anlayamıyorsunuz. Ayrıca son derece hüzünlü bir hikâyeydi. 

Kitabı ilk sayfasından son sayfasına kadar heyecanla okudum. En yakın zamanda yazarın diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum. 
(23.08.2026) 

ALINTI
"Zor olan ölmek değil, yaşamaktır."

“Bir gün üzerimde taşıdığım bu nefretin, ne bana ne de başkasına bir faydası olduğunu gördüm. İnsan­lar hata yapar ve incindikçe incitirler,” dedi. Ayrıca, “Peki, ya annen? Bir evlat kaybetmiş. Bu bir kadının başına gelebilecek en kötü şeydir. İnsanı içten içe delirtir. Henüz yas tutmayı bırakamamış. Sıkışıp kalmış,” diye ekledi. 

"Ne sempati, ne acı, ne vicdan azabı... 
Hiçbir şey hissetmiyordum. Olmuştu işte; nihayet, içeride ya­şayan bir ölüydüm."

"Aileme, sisteme, özellikle de kendime duyduğum öfke fokur fokur kaynıyordu."


Yarını Hatırla


TUĞBA SARIÜNAL

Elma (Ortapia) Yayınevi
312
4/5



Herkese merhaba. 
Fil Saati kitabını severek okuduğum yazarın, son  kitabı Yarını Hatırla ile geldim. 

Apollo Otel'inin içerisinde ve dışarısında büyük bir hazırlık vardır. Tüm güvenlik önlemleri alınmış olan otelde Transhümanizm konulu (ölümsüzlük) çokuluslu kongre başlamıştır. Kongrede konuşmacı olan Cüneyt Kalender silahla öldürülür. Yanına ilk gıden oradaki polislerden Ali'dir.
Ali, aslında bir kimyager. Üniversitede okurken aşık olur ve evlenir. Okul bittiğinde de baba olmuştur. Eşi, oğlu bebekten evi terk eder. Maddi zorluklardan dolayı Ali polis olmaya karar verir. Aslında kişiliğine uygun olmayan bir meslektir. Oğlu için polisliğe devam etmek zorundadır. 
Kongreye dönecek olursak, Ali'ye otelin içinde bir garson çarpar. Kısa bir süre sonra Ali silahının olmadığı farkeder. Silahını öldürülen Cüneyt Kalender'in yanında bulur. 
Cinayet masası hemen soruşturmaya başlar. Ali de bu ekibin içindedir. 
Güvenliğin had safhada olduğu bir mekanda böyle bir cinayet nasıl işlenir? Cinayet nedeni Cüneyt Kalender'in araştırmaları mı? 

Araştırmalar devam ederken geçmişin sırları da ortaya çıkar. 

Yarını Hatırla, bildiğimiz polisiye kitaplarına benzemiyor. Evet bir cinayet işleniyor. Hatta cinayet bir taneyle kalmıyor. Cinayetin altında yatanlar çok derin. Bilim, felsefe, ölüm ve yaşam... 
Hikâyeyi Ali'nin gözünden okuyoruz. Katili ararken Ali ile içsel bir yolculuğa çıkıyoruz. 
Kitabın yarısında ufak bir sürpriz bizi bekliyor. Sonlara doğra heyecan ve gerilim artıyor. Katil tahmin ettiğim kişi çıktı ama bu durum beni rahatsız etmedi. Son sayfalarda da karşımıza başka sürprizler çıkıyor. Bunlar beni şaşırttı açıkçası. 
Ben kitabı çok sevdim. Daha da olsa okurdum. Yaşananlardan sonra Ali'nin hayatı nasıl olurdu merak ediyorum. Belli mi olur? Belkide kitabın devamı gelir. 
(20.08.2026) 

ALINTI
"Yalnızlık, insanın içinde kurduğu mahkemede bazen bir gün önceye bazen de elli sene geriye giderek diğerlerini yargılatır ama her seferinde insana kendi kendine tutuklatırdı. Zihin dehlizlerindeki karanlık odaların hepsi müsaitken ve insanın kendi içinde var ettiği celladı kendi canını nasıl yakacağını çok iyi biliyorken, işkencenin dozu artıp azalır, gönüllü girilen hapishanenin kapıları dış dünyaya teker teker kapanırdı."

"Ölüm aslında bir son değilken, anlam yükleme takıntımız yüzünden bir yıkıma, kopuşa ve felakete çevrilmiştir. Oysa evrende hiçbir şey 'son' değildi; yalnızca biçimler değişirdi. Ölümün asıl sarsıcı yanı da burasıydı. Çünkü insan ölümü kabul ettiği anda evrenin merkezinde olmadığını da kabul etmek zorunda kalacaktı. Korktuğumuz şey, yok olmak değil sandığımız kadar özel olmadığımızı fark etmektir."

"Sürekli 'Ben!' diyorsun. Kimsin sen?"

"Bu kandil ilişkiniz için değil. Kadının o ilişkide yalnız kalmaması içindir."

"Hayallerine sahip çıkmayan her insan, ait hissetmediği yerlerle sınanır."

"İnsanlık ölümden kaçmak için teknolojiye sarılıyor, teknoloji geliştikçe de ölüm başka formlarda geri dönüyor. Antibiyotiği hatırlayın. Milyonların hayatını kurtardı. Ama diğer bakteriler direnç kazandı. Tarım ilaçları, mahsulu çoğaltıp açlığı azalttı ama pestisit kalıntılarını soframıza taşıdı. Plastik, hayatlarımızı kolaylaştırırken damarlarımızın içine kadar sızmayı başardı. Yani her kolaylık yeni zorluklarla, her tedavi kendi yan etkileriyle geldi."

"İnsan nereye bakarsa baksın, kendine bakıyordu."

"Ölüm ansızın gelmez, insan beklemeyi unutur." [Mevlana]

"Geçmişine sıkıca tutunan insan, geleceğini kendi elleriyle yok eder."

"Yarını hatırlayabiliyor olsaydınız, bugünü nasıl yaşardınız?"


Duygu Ormanı

Herkese merhaba İki üç aydır kızımı kütüphaneye götürüyorum. Kütüphanede keşfettiğimiz, severek okuduğumuz bir seriyi tanıtmak ...