ŞERMİN YAŞAR
Doğan Kitap
172 Syf
4,5
Herkese merhaba.
Bugün kalemiyle yeni tanıştığım, bunca zaman neden bu kadar beklediğimi anlamadığım bir yazarın öykü kitabı ile geldim. Şermin Yaşar'ın Tarihi Hoşça Kal Lokantası.
Kitap 29 öyküden oluşuyor. 29 öykünün her bir anlatıcısı birinci kişi. Hepsi kalbimize dokunan ve arkadaşımız, akrabamız, komşumuz hatta kendimizi bulduğumuz karakterler. Bir köşede unutulmuş bakkalcı, köylü, aile şefkati görmeyerek büyüyen, terk edilmiş, aşk acısı çeken, sevdiği ile vedalaşamamış, fakiri, genci, yaşlısı... Hemen hemen hepsi yalnız, kaybetmiş kalbi kırık insanlar.
Ben çok severek okudum. Bazı hikâyeler gülümsetti beni. Hatta keyiflendirdi. Soluk Taşı,Zarif ve biraz da Bamya hikâyeleri. Bazı hikâyeler vardı ki o kadar hüzünlüğüydü ki kalbime dokundu, içime işledi. Özellikle de Onuncu Yıl, Hacanne ve 72 Saniye.
Arka kapakta yazdığı gibi hepsi yeşilçam filimlerini andıran sımsıcak hikâyeler.
(03.09.2026)
ALINTI
"Bakkaldan içeriye otuz beş yıldır insanlar girer. Siz sanırsınız ki müşteri gelir, ihtiyaçlarını alır gider. Öyle değil kazın ayağı... Bir köy bakkalında hiç kimse, şehirlerin tabiriyle, 'Üstü kalsın' demez. Ama üstü kalır. Çok fena kalır."
"Zengin gelir, zengini... Sırasını beklemez, girdiği gibi sıralar isteklerini. Durumu olmayanın durumu olana usulca sıra verdiği bir dünyadır neticede burası. Ondan alır, bundan alır, 'Şundan da tart' der, 'bundan da tart...' Bolca alır. Zengin gider, kibri bakkalda kalır."
"Müşterilerin yıllar içerisinde usul usul bıraktığı yalnızlığı, çaresizliği, fakirliği, kibri, heyecanı, sevinci gördüm. Veresiye defterlerini gördüm. Bütün sayfalarına tek tek, kocaman çarpılar attım. Bakkal öldü, hesap görülmüştür..."
"Üniversitede halkla ilişkiler okudum. Ailem olan ilişkimden umudumu kesince, belki halkla iyi ilişkiler kurarım diye düşündüm."
"Cesaret edebilseydim derdim ki: 'Haritayı yere serip dört ucundan sabitlediğinizde çocuklar, kalbimin yüzölçümünün hemen hepsini kapsayan, acıya dik, hayal kırıklığına parelel uzanan o büyük yükseltileri göreceksiniz. Sanki bir kızgın demirle dağlanmış gibi duran yükseltilere yıllar önce, Kusura Bakma Dağları adını verdim.'"
"Burası Tarihi Hoşça Kal Lokantası. Giderken herkes hoşça kal diyor; ben de kimseye, 'Gitme' demiyorum. Gitme demeyince, tekrar gelmiyorlar. Oturup Hoşça kalıyorum lokantada."
"Bu seferlik bizden olsun."
"Olur mu öyle şey, lütfen."
"Olur. Nasıl olsa bir daha gelmezsiniz. Gelecek gibi olursanız zahmet etmeyin. Paket servisimiz de var. 444 0 HİÇ.
"Efendim?"
"Hiç."
"Hani halının üzerine bir koltuk koyarsın, yıllar sonra o koltuğu kaldırdığında bir daha düzelmeyecek olan bir çukur kalır ya halıda. Ben o koltuktum onun hayatında. Kalkıp gittim ve onu yüreğindeki çukurla bıraktım."
"Korku böyle bir şey Muazzez; insana her şey yaptırır, bunu bir âşıklar bir de inananlar bilir."
"Oda daha çok soğudu sanki telefonu kapatınca. Üstüme hırkamı aldım. Beden üşüse çaresi vardır işte, eyvah ki ruh üşüyorsa..."
"Gözlerimden gözyaşı değil asit aktı sanki. Ruhumdaki pası sıradan gözyaşlarının temizlemesi zaten mümkün değildi."
"Kendi evime, göğüskafesi boş, kucağı dolu, annesiz bir anne olarak döndüm. Acıdan öleceğimi sanmıştım. Ölmedim. Zamanla ağlamamayı, sızlanmamayı, anne olmayı, annem gibi anne olmayı öğrendim. Bugün Eda'nın onuncu yaş günü. Büyüdü. Büyüdük..."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder