JULIA QUINN
Rokesbys Serisi #3
The Other Miss Bridgerton
Epsilon Yayınları
364 Syf
2,5
Herkese merhaba.
Bu ayki historical romans kitabım Rokesbys Serisi'nin üçüncü kitabı Öteki Bayan Bridgerton. Şimdi sıra Adrew'de.
Poppy Bridgerton, en yakın arkadaşı Elizabeth'i ziyareti sırasında refakatçisini atlatıp Dorset sahilinde gezintiye çıkar. Gizli saklı bir mağara görür ve içerisini keşfetmeye karar verir. Poppy'nin bu kararı beklenmedik bir maceraya sürükler. Kendisini önce bir çuvalın içerisinde bulur. Çuvalla korsanlara ait olan Sonsuz adında bir gemiye getirilir. Sonra mı? Portekiz'e doğru bir yolcuk başlar.
Kaptan James. Rokesbys ailesinin gözbebeği Adrew. Kraliyetin korsanı. Görevini yerine getirmek için Portekiz'e gitmesi gerekmektedir. Minik bir sorun vardır. Kamarasındaki leydi.
İkiliyi uzun bir yolculuk bekler.
Çok ama çok kötüydü. İçimden hiç yorum yazmak bile gelmiyor. Halbuki en merak ettiğim kardeşti Adrew. Tam bir hayal kırıklığı oldu.
Tek bir mekan. Sadece iki kişi. Sonlara doğru biraz hareketlilik oldu ama bu da kurtarmadı kitabı.
Çok zor okudum çok.
The Rokesbys Serisi
1) Eşsiz Bayan Bridgerton
3) Öteki Bayan Bridgerton
4) Zoraki Evlilik Gerçek Aşk
ALINTI
“Adınız Kaptan.” Poppy bunu bir soru olarak değil, bir ifade olarak söyleyebildiği için çok mutluydu.
“Elbette,” dedi kaptan ona nezaketle selam vererek. “Kaptan Andrew James, hizmetinizdeyim. Sonsuz'a hoş geldiniz.”
“Yani bu, ‘Sizi aramızda görmekten çok mutluyuz' anlamıma mı geliyor?” diye sordu Poppy.
Kaptan elini kapı koluna koyarken güldü. “Bu yaşayarak öğreneceğimiz bir şey.”
“Duymuyor musun?”
“Duyamıyorum.” Poppy bir an için gerçekten bunu duyduğunu kaptana söyleyip söylememesi gerektiğini bilemedi.
Çünkü duyuyordu ve bunu teninde hissediyordu... Rüzgârın ve dalgaların yumuşak müziğini. Eğer başka biri olsaydı -hayır; kaptan başka biri olsaydı- bu romantizm ve nefes nefese bir bekleyiş anı olurdu.
Eğer şu an başka bir hayatta, başka bir dünyada olsalardı, önünde eğilebilirdi.
Poppy de başını kaldırıp yukarı bakabilirdi.
Sonra öpüşebilirlerdi. bakabilirdi.
Sonra öpüşebilirlerdi.
Poppy şaşırmış görünüyordu. “ Harita ne kadar büyük?”
“Bilinen dünya işte,” dedi kaptan, ama bunu söylerken sesindeki kibirliliğe biraz şaşırmıştı. Bu bulmacayla gurur duyuyordu, bildiği kadarıyla başka hiçbir harita bu kadar çok fazla sayıda parçaya bölünmemişti. Ama övünmesinin nedeni bu değildi. Poppy’nin onunla tanıştığından beri ilk kez bu kadar mutlu olması da değildi. Bunun nedeni...
Sevgili Tanrım, onu etkilemek istemişti.
Biraz önceki gibi. Kalbinin atışını vücudunun her köşesinde hissedebildiğin, her nefesin ayak parmaklarına kadar ulaştığını hissettiğin an. Hiçbir şeyin bir kadının dudaklarının mükemmel kıvrımıyla kıyaslanamadığı o an...
“Seni öpsem,” diye fısıldadı, “izin verir miydin?”
Gözleri neşeye benzer bir ifadeyle büyüdü.
Neşe mi?
“ Eğer beni öpersen,” diye yanıtladı kadın, “sana izin verip vermeme şansım olmazdı. Öpmüş olurdun.”
"Ve Tanrı biliyor ya çok istiyordu.
Çok istiyordu. Ondan çok daha fazla."
"Ama burada güneşin altında çok güzel görünüyordu.
Hayır; güzel değil. Parlak ve göz alıcı. Onu bu kadar büyüleyen her ne ise içten geliyordu. O kadar mutluydu, o kadar sevinç ve keyifle doluydu ki neredeyse çevresine parlak ışıltılar saçıyor, herkesi yörüngesine çekiyordu."
"Kimse onun Portekiz’e gittiğini bilmiyordu.
Kimse onun korsanlar tarafından kaçırıldığını bilmiyordu.
Veya Portekizli bir haydut çetesi tarafından.
Veya Britanya’nın Portekiz elçisi tarafından.
Mimar olması gereken cesur ve atılgan bir deniz kaptanıyla tanıştığını ya da muhtemelen onun hayatını kurtardığım, onun da kendi hayatını feda edebileceğini kimse bilmiyordu."
"Andrew’in içi birdenbire çatırdayan, çatışan duygularla doldu... Şu anda hepsi bir aradaydı, rahatlama, sevinç ve tüm erkeklerin en büyük korkusu: Kadın öfkesi."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder