31 Ocak 2026 Cumartesi

Aşkın Kokusunu Aldım (Sancaktarlar #4)


MERAL KIR

Sancaktarlar Serisi #4
Olimpos Yayınları 
4/5



Herkese merhaba. 
Sancaktarlar Serisi'nin dördüncü kitabı Aşkın Kokusunu aldım ile geldim. 

"Aşktan kaçan bir kadın... 
Aşktan yanarak vazgeçmiş bir adam... 
Yaralarını saramalarına engel olan yalanlar ve geçmişten gelen büyük sırlar... 
Yanlış bir adamla yanlış bir kadın... Bir doğru olmayı başarabilecekler mi? Yoksa iki yanlış, tek doğru olan aşkı bitirecek mi? 
Başka şansları yok; ya birbirlerinin kaderi ya da birbirlerinin kederi olacaltır. Ancak hiçbir aşk bu kadar imkânsız olmamıştı. 
Ve hiç kimse aşkı bu kadar çok istememişti."

Şimdi sıra aşktan kalan, güçlü, başarılı, etrafına ördüğü duvarların arasında yaşayan ve ailenin sivri dilli kardeşi Serra Sancaktar'da. Serra'nın kendinden yaşça küçük bir arkadaşlığı ve bu arkadaşlıktan sonra gelen büyük bir skandal. Bu skandalın üstüne birde Serra'yı ailesi için bir tehdit olarak gören Dağlı Barış vardır. Onun hayatını kabusa çevirmeye kararlı bir Barış Dağlı. Onun puslu gözleri gördükten sonra Serra, eskisi gibi olmayacaktır. 

Aşktan yanarak aşktan vazgeçmiş, geçmişim yaralarını sarmaya çalışan ve geçmişten gelen büyük bir sırrı olan Barış Dağlı... Futbolun zirvesindeyken bir kaza sonucu futbol hayatı biter. Bir süre sonra futboldaki başarısını antrenörlüğene taşır. Barış Dağlı'nın hayatındaki tek önemli kişi ve tek ailesi olan Fırat'ı korumak için her şeyi yapabilir. Karşısındaki kelimeleriyle çileden çıkaran Serra Sancaktar olsa bile. Barış'ın hesaba katmadığı ise onun menekşe kokusu. 

Sera ile Barış'ın mücadelesi dışında, takımdan bir futbolcu öldürülür. Ve olaylar tamamen karma karışık bir hal olur. 

Barış Dağlı ile sonunda ben de tanıştım. Serra da merak ettiğim bir karakterdi. Zaman zaman kızsam da Barış'a bayıldım. Geçmişteki yaşadıkları çok üzücüydü ve onunla ilgili sır ise beklenmedikti. 
Serra ise; ilk dört kitap için söylüyorum en sevdiğim kadın karakter oldu. Hem güçlü, hem zeki hem de aşkı için mücadeleyi bırakmayan bir kadın. 

Genel olarak beğendiğim bir kitap oldu. Biraz aşk biraz polisiye biraz gizem ve sırlar... Güzel harmanlanmış. Bunların dışında bence hızlı bir son olmuş. Aşk ve Diğerleri'nde ikilinin hikâyesini görüyormuşuz galiba. Bir de birazcık uzun buldum. 

Şimdi sıra ailenin en büyüğünde. Hemen başlamak gibi bir planım var ama etkinliğe yetiştirirmiyim emin değilim. 

Sancaktarlar Serisi

4) Aşkın Kokusunu Aldım
5) Sana Aşkı Getirdim

ALINTI
"Kadınlar, akıllı yaratıklardı. Bir erkeğin hayatını sonlandırmak için ille de onu öldürmeleri gerekmiyordu."

"Aşkın, sevdiğinin dudağından içtiğin zehre razı gelmek olmadığını; onun için yanmayı göze almak olduğunu da şu anda anladım. Yarım kalmış tüm hikâyelerimi geride bırakırken, nihayet ait olduğum kalbi bulmuştum. Ama amacım yanmak değil, son anıma kadar sevmekti. Ve öğrendim ki sevmek için neden aramaya gerek yoktu. Kalp istedikten sonra tek bir bakış, tek bir gülüş ve manasız bir kokuya yüklediğin anlamlar bahane oluyordu. Ve aşk, sen ondan kaçsan da o senden vazgeçmedikçe uzaklaşamıyor, dönüp yine onun kollarına sığınıyordu. Ve ben, nihayet içinde olmak istediğim kalbi de, ait olduğum yeri de bulmuştum."

"Aşkı risk olarak görmen ne kadar kötü. Fakat evet, acı veren tarafı da var," dedi. "Ama bence aşka hüzün yakışıyor, onun doğasında var bu."

"Ağlıyor musun?" "Bunun için bir sebep var mı?" "Bence yok, ama kadınları hele ki en gelişmiş türü olan seni anlamam mümkün olmadığı için emin olamıyorum."

"Nasıl bakıyorum ki sana?" "Ateşin kendisi senmişsin gibi..."

"Ölüm gelip oyun bitince, şah da piyon da aynı kutuya konuyordu. Ve hiç kimse bu dünyadan canlı çıkmıyor, geride bıraktıklarının içlerine düşürdükleri acı hep aynı oluyordu."

"Bazı cümleler vardır ki söyleyenine göre kelimelerin anlamı değişir, ağırlığı artar ve daha ağızdan çıktığı an muhatabının yüreğinde onarılmaz yaralar açardı."

"İnsanın canını en çok ne acıtır sorusunun bir tek cevabı vardı; insan neyi çok severse canını da en çok acıtırdı."


"Aşktan kaçmaya çalışmak yağmurun altında koşmak gibiydi. Aslında hızlandıkça daha çok ıslanırsın ama sen bunu ancak sırılsıklam olduğunda fark edersin."

"Konuşmayı da susmak kadar iyi bilmek lazım, susmazsan sessizliğin içindeki feryadı duyamazsın."


Kar Kokusu


AHMET ÜMİT

Everest Yayınları 
288 Syf 
3/5


Herkese merhaba. 
Hastalıktır, motiftir derken bir türlü bitiremediğim Kar Kokusu kitabı ile geldim. 
(Bu sene her okuduğum kitaptan sonra bir motif örmeye karar verdim. Verdim de bir türlü yaptığım modeller içime sinmedi. Sonunda karar verdim ama motifle uğraşayım derken de kitap okuyamadım.) 

Türkiye'deki askeri yönetimi döneminde eğitim için Moskova'ya giden TKP üyelerinden olan Mehmet, karlar içerisinde öldürülür. Mehmet'i öğretmenlerden biri olan ve Türkleri çok seven Lenoid bulur. Cinayet hem Rus polisleri hem de konfederasyon üyeleri tarafından araştırma başlatılır. Sorgular, iç hesaplaşmalar, hayatın anlamı, gerçekler ve uluslararası devrimci hareketi... 
Askeri diktatörlüğün istihbaratından kaçan yoldaşlar, içlerinden birilerinin öldürülmesiyle burada da güvende olmadığını düşünmeye başlarlar. Aralarında muhbir mi var yoksa iç hesaplaşma mı? 

Açıkçası beklediğim tarzda bir polisiye çıkmadı Kar Kokusu. Durağan bir kitap. Daha çok devrimci hareketinden bahsetmiş yazar. Ayrıca arka kapak yazsında yazdığı gibi yarı otobiyografik bir roman. 
Katili merak etmedim değil. Sonlara doğru heyecanla da okudum ama açıkçası katil beni pek tatmin etmedi. 
Maalesef benim için ortalama bir okuma oldu. 

Dipnot: Kar Kokusu, farklı baskıları da bulunmaktadır. Yapı Kredi Yayınları, Doğan Kitap. 

ALINTI
"Bir ka­dını artık sevmeyebilirsin ama çocukluğunun geçtiği kentin senin için başka bir anlamı olmalı. Orası kişiliğimizle, kim­liğimizle ilgili şifreler taşıyan bir yer. Yaşadığın, yaşayacağın bir sürü olayın ipuçları oradaki sokaklarda, binaların içinde saklı. İster farkında ol, ister olma, böyle bu. Ve bizi büyüten kent, artık bizi duygulandıramıyorsa, çoktan boku yemişiz demektir."
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
"Bir zamanlar bana dünyanın en büyülü manzarasıymış gibi görünen Moskova'nın karlar altındaki silueti bugün nasıl boğucu, sıkıcı geliyor, anlata­mam. Ama normal bu. İnsan yaşlandıkça duyguları da deği­ şir. Nasıl ki bir zamanlar deli gibi aşık olduğun bir kadın gün gelir seni heyecanlandırmazsa, hatta onu gördüğünde arkanı dönüp kaçmak için fırsat kollarsan, zamanla doğduğun kent de senin için yabancılaşır, bir anlam ifade etmez olur. Orada yaşadığın en tatlı anılar, bir sürü ıvır zıvır günlük olayın kala­ balığı altında ezilir, yok olur. Eğer bunun için canını sıkıyor­san, aptalın birisin derim sana."
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
"Ölmek için kötü bir zaman," diye mırıldandı. "Düşlerinin ülkesinde öldürülmek ise ayrı bir talihsizlik."
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
"Kar kokusunun farkına varmayan Moskovalı mı olurmuş!" Ama sonra kanıksadığından mıdır, unuttu­ğundan mıdır, yaşamın ağırlığından mıdır bilinmez, duy­maz olmuştu, insanı serin, yumuşacık dinginliğiyle saran o belli belirsiz kokuyu.

30 Ocak 2026 Cuma

Küllerinden Doğan (The Inferno Club #3)



GAELEN FOLEY

The Inferno Club Serisi #3
My Irresistible Earl
Epsilon Yayınları
456 Syf
3,5


Herkese merhaba. 
Bu ayki historical romans kitabım The Inferno Club Serisi'nin üçüncü kitabı Küllerinden Doğan. 

Cehennem Kulübü ajanlarından Kont Jordan Falconrdige, yıllar önce görev nedeniyle terk etmek zorunda kaldığı ve unutamadığı güzel kadının hayatına tekrardan görev nedeniyle girer. Jordan, hem zorlu görevi başarmak hem de güzel kadının kalbini tekrardan kazanmak için elinden gelene yapmaya kararlıdır. 

Leydi Mara Pierson, gizemli bir şekilde terk edildikten sonra onu hep aklından uzak tutmaya çalışmıştır. Yıllar sonra bir müzayede Jordan ile karşılaşınca onu unutmakta pek başarılı olmadığı anlar. 

Küllerinden Doğan'ı ilk iki kitaptan daha durağan buldum. Son 50 sayfa haraketliydi sadece. Yine diğer kitaplara göre romantizm azdı. Bu beni rahatsız etmedi açıkçası. Mara ve Jordan ikilisini sevdim. Aralarındaki uyumu da. 
Bu arada ikinci şans aşkları okumayı severim. Mara ve Jordan'ın aşkı da böyleydi. 
Genel olarak sevdiğim bir okuma oldu. Son olarak Drake'in hikayesine biraz daha dahil olduk. Dördüncü kitapta okuyacağız. 


The Inferno Club Serisi

3) Küllerinden Doğan
5) My Ruthless Prince
6) My Scandalous Viscount
7) My Notorious Gentleman
8) The Secrets of a Scoundrel


ALINTI
"Virgin onları yüz yüze gelmeleri ihtimalinde ne yapa­caklarına dair hiç eğitmediği tek bir felaket vardı: Âşık olmak!"
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
"Hayat bir adama nadiren ikinci bir şans verirdi. O bu fır­satı kullanacak ve bunun onu nereye götüreceğini görecekti."




9 Ocak 2026 Cuma

Mahkûm


FREIDA McFADDEN

The Inmate
Olimpos Yayınları
288 Syf
4,5



Herkese merhaba. 
Ardı ardına iki güzel kitap okumak kadar keyifli bir şey yoktur herhalde. 
2025 yılına damga vuran yazar Freida McFadden'in kalemiyle sonunda ben de tanıştım. Tanışma kitabım ise Mahkûm oldu. Neden bu kitap oldu hiçbir fikrim yok açıkçası. Daha fazla gevezelik yapmadan konusuna geçsem iyi olacak. 

Brooke Sullivan, yıllar sonra yaşadığı kasabaya, evine geri döner. Yüksek güvenlikli bir cezaevinde pratisyen hemşire olarak işe başlar. 
Cezaevinin bazı kuralları vardır: Gülümseme, topuklu ayakkabı giyme, mahkumlarla samimi olma, kişisel bilgilerini verme... Ve asla arkadaş olma. Brooke'un kurallarla ilgili küçük bir sorunu vardır. En azılı mahkûmlardan biri olan Shane Nelson, Brooke'ın lisedeki aşkıdır. 10 yıl önce okulun yıldızı olan oyun kurucusu Shane, bir dizi korkunç cinayetten müebbet hapiste yatıyor. Ve Shane, Brooke'ın ifadesi yüzünden içeride. Brooke'un, Shane tanıdığını kimse bilmemektedir. 

Kitabın ilk sayfalarında olayı çözdüğümü düşündüm. Hatta bu durum son bölümlere kadar devam etti. Bu kitap bu şekilde bitmemeli çünkü yazarın kitapları çok seviliyor, vardır beni bekleyen güzel sürprizler düşünceleri kafamda dönüp durdu sürekli. Veee McFadden yaptı güzel sürprizlerini. İlk darbeyi savuşturdum derken son darbe ile beni nakavt etti. Kitabın sonunu okurken ağzım açık kaldı. 

Mahkûm'u tek oturuşta okudum diyebilirim. Kitabı (düşüncelerime rağmen) bir an elimden bırakmak istemedim. Bu kitapla ilgili tek sorunum kadın karakterimiz Brooke. Aşırı iyiydi. Onun dışında çok beğendim. Okumanızı tavsiye ederim. Çünkü olay örgüsü iyiydi. Hızlı bir temposu vardı. Yer yer gerilim... Bazı güzel sürprizler ve beklenmedik olaylar vardı. 

ALINTI
"Artık evlendiğimizde arka bahçeye iki katlı dev bir köpek kulübesi yapmayı düşünmüyordu. İyi olmuştu. O kadar büyük bir köpek kulübesi pek kullanışlı olmazdı zaten..."



14. Yıl


EMEL SAKALLI

Hasrem Yayınları
340 Syf
4,5


Herkese merhaba. 
2026 yılının ilk kitabı 14. Yıl ile geldim. 

18 yaşındaki Selin evde yalnız olduğu sırada vahşice katledilir. Aradan 14 yıl geçmesine rağmen hâlâ katil ya da katilleri bulunamıyor. 
Nisan, başarılı bir program sunucusu. Programında katilleri, kayıpları buluyor. Şuanki duruma tırnakları ile kazıyarak gelen Nisan işini, kariyerini kaybeder. 
Bu arda Nisa'nın hayatında hep bir terk edilme var. Önce babası, sonra ilk aşkı. Şimdi ise kocası. Programın yapımcısı da olan kocası, genç bir kadın için terk eder. Terk etmekle kalmayıp Nisan'ın program sunuculuğundan atar. 
Nisan'ın hep aklında olan bir cinayet dosyası vardır. Kocası istemediği için programda işlemediği bir dosya. Nisan hem kendini toparlamak, hem de kendini kanıtlamak için Selin'in cinayeti çözmek için doğup büyüdüğü İzmir'e gider. 
Nisan yalnız değildir. İlk, sunculuğunu yaptığı programın yönetmeni olan Gamze katılır. Nisan, işler karmaşık hale gelmeye başlayınca da onu terk eden ilk aşkı Mert Timur Soydemir'den yardım istemek zorunda kalır. Mert, eski bir komiser şimdiler de ise güvenlik ve dedektiflik üzerine bir şirketin ortağı. 
Nisan, eski defterleri açtıktan sonra o da hedef olur. Katil şimdi Nisan'ın peşinde. 
Ayrıca Mert, Selin'in katilinin izini sürerken, Nisan ile yarım kalan hikâyelerini de tamamlamak ister. 

İlk kitaba başladığım direkt aklıma 2000 yılında katledilen Çağla geldi. 26 yıldır henüz katili bulunamamış Çağla. İkisi arasında benzerlikler var. Tek farkı Selin'in kanının yerde kalmaması. 
Bu durum beni rahatsız etmedi. Aksine kitaba bayıldım. Kitapta her şey o kadar yerindeydi ki elimden bırakamadığım bir okuma oldu. Her şey dozundaydı. Aşk, gizem, polisiye ve sonlara doğru aksiyon. 
Katili bulamadım. Çok fazla üzerinde durmadığım çıktı. 
Başta Nisan ve Mert olmak üzere tüm karakterleri sevdim. Bence bu karakterlerden güzel bir seri olur. Nisan ve ekibi yeni olayları çözmeye devam etmeli.
Son olarak 14. Yıl'ın kadın cinayetlerine ithaf edilmesi çok anlamlıydı. 
2026 yılına güzel bir kitapla başlamaktan çok mutluyum. Yazar Emel Sakallı'nın da kalemine, yüreğine sağlık. Türk bir yazardan özellikle de bir kadın yazardan böyle bir kitap okumak çok hoşuma gitti. 

ALINTI
"Nisan konusunda da... Buz bir kere çatladı, dostum, buz gibi suya düşüp donmamak için çok dikkatli olmak zorundasın."
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
"Bir kez cinayetin mağduru olunduğunda artık nefes alınamadığı için insanlar belki kendinden bile sakladığı düşüncelerini, duygularını, anılarını görme hakkına sahip düşünüyorlardı. En son ne yedi, iç çamaşırı ne renkti, sevgilisi var mıydı, bir tane miydi yoksa daha mı fazlaydı, ölümü ile birlikte her şeyi öğrenmek istiyorlardı. Ne kadar mahrem o kadar iyi."
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
"Ölüm acımadızdı, her yönülye merhametsizdi. İnsanın sahip olduğu tüm saygınlığı, hak ettiği tüm mahremiyetini alıp götürüyordu."
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
"Kalbimin bir yanı asla iyileşmeyecek. Orası köreldi, Mert. Affetmek dediğin yola devam etmekse o senindir. Ama o günlere dönmekse, o kız o zamanda kaldı. Ben artık başka biriyim. Bir daha hiç kimseye kayıtsız şartsız güvenmedim. Ne eskisi gibi gözüm kapalı güvenirim sana ne de bunu isterim. O yüzden zamana bırakalım. Ya küllerimiz savrulur ya da kümlerimizden doğarız."
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
"Yıllar geçmiş ve yine dönüp aynı yere varmıştı."
Bir zamanlar, mağrur ve kendinden emin olarak çıktığı kapıdan aforoz edilmiş bir halde ama yine aynı azimle giriş yapıyordu."

Şubat Ayında Okuduklarım

Herkese merhaba. Şubat ayında okuduğum kitaplarla geldim. Altı kitap okudum. Bu ay iki Türk yazarın kalemiyle tanıştım. Ali Serk...